tıngırdasın

Loading...

hell*o

bişilerkaralamakbelkidebişileraklamakiçinburadayımbenhoşgeldimsizdehoşgeldiysenizbuyrunhoşgelmediysenizdağılınhüleynneişinizvarburda

30 Haziran 2010 Çarşamba

muhasebe dükkanı.

bazen çok sevimsiz olurum.farkındayım.insanlara saçma ya da yanlış gelen biçok düşüncenin de sahibesiyim. ama olsundur. beni, iyi veya kötü oluşturan şey yaptıklarım ve düşündüklerim. gerçi yapamadıklarım desem, daha dürüst olmuş olurum.
insanların arkasından, ne kadar kaltak olsalar da ne kadar hırsız olsalar da konuşamam. bir gün benim de başıma gelmeyeceğini öngöremem çünkü. birilerinin arkasından atıp tutma hakkını kim veriyor bize? herkes kendi hayatını yaşıyor. kimse, bir diğeri için acı çekemiyor. kimse, bir başkasının aşısını vurunamıyor. kimse, öteki için yiyip içmiyor. peki o zaman neden birbirimizin hayatlarına çok da fikir sahibiymişiz gibi karışıyoruz?? aslında ne kadar soru işareti koymuş olsam da soru sormuyorum. bunu yapmayın ulan diyorum. herkes kendi eylemlerinin sancılarını çekiyor yahut meyvesini yiyor.
ne kadar da fahişesin.
ne kadar da altına yatıyorsun birilerinin.
ne kadar zevk alıyorsun, bizim alamadığımız şu hayattan.
ne kadar cilve yapıyorsun biz namuslu duruşumuzu bozmazken.
ne kadar cahilsin.
ne kadar kayıtsızsın biz okullarda koyunlaştırılırken.
ne kadar farklısın biz sürüyü bozmayalım derken.
acilen kafalar değişmeli
acilen, başkalarına soracağınız sualleri, kendinize sormalısınız.
hayatta kalmak cambazlık gibidir.
bir ip vardır ayaklarınızın altında.
o ipte dengeniz bir anda bozulabilir.
bir anın değeri nedir sizce?
işte o an yapmam dediğiniz şeylerin tahtına kurulmuşsunuzdur
ve asla dediğiniz şeyler "hep"leriniz arasındadır artık.
kimse kimsenin üzümünü yemesin, bağını da sormasın.
herkes kendi bağında kendi yağıyla kavrulsun.
birbirinizin açıklarını aramakla zamanı tüketmeyin, tükenen siz olduğunuzda bunu farketmeyeceksinizdir.
birilerini incitmeye harcadığınız zaman, sizden de gidiyordur nihayetinde.
bırakın güzelliklere harcayın zamanı.
zevk aldığınız anlarınız olsun.
bi an için de olsa sevin.
siz bana bakmayın.. ben arada böyle menopoza girmiş hatunlar gibi eserim gürlerim.
hayat sizin hayatınız, yaşasın okulumuz!

28 Haziran 2010 Pazartesi

LSD

trip 12: .. / .. / ....

evde bunalmıştım. buzdolabında bira ve sararmış bir peynirden başka birşey yoktu son bikaç haftadır. boxerla evde geziyordum, ayaklarımda eski erkek arkadaşımın çorapları. kedim nereye gitsem peşimde dolanıyor, dizlerime sürünüyordu. tutunacak neyimiz vardı birbirimizden başka? hiç..
evimin telefonu çaldığında, sesi yadırgadım önce. ne zamandır çalmıyordu.
arayan Nil'di. kaltak hatunun tekiydi. evimin yakınlarında oturduğu için sık sık karşılaşıyorduk. bayat sohbetlerden sonra sahte gülüşlerle birbirimize veda ediyorduk. aramasına şaşırdım aslında. yine samimiyetsiz bir konuşmanın ardından telefonu kapattım ve apar topar evine gittim. kapıyı açtığında çok mutluydu. sanırım lsd kullanalı 15- 20 dk olmuştu. kafası yerindeydi hemen hemen. bu partilerden sıkılmaya başlamıştım aslında. bana da verdi. ama bu uçuşu ondan önce yapamayacak oluşuma üzüldüm. çünkü bi ton rezaleti gördükten sonra, ilk 10 dakikada pişmanlık duyabiliyordum.

15 dk sonra.
nil kaltağının kafası güzel olmuştu. kiminle konuştuğunu göremiyordum. gülüyordum yaptığı herşeye. evin kapısı değil miydi o çalan? kapıya gittim. uzun saçlı bi adam geldi. onun da bütün söylediklerine gülerek, onu içeri davet ettim. adam odalardan birine girdi. onu takip edecek halim yoktu. nile gülüyordum hala. balkona çıkmış dans ediyordu. şarkı söylüyordu. yanına gidip onu içeri aldım. dönüyordu. birini yakalamaya çalışır gibiydi. tutunmaya çalışır gibi belki. öpüyordu o herkimse. bi kere yanlışlıkla beni öptüğünü hatırlıyorum. bundan 3 trip öncesinde de nilleydim. birbirimizle seviştiğimizi sanıyorum. ya da ben böyle hatırlıyorum. en azından onun bunu hatırlamıyor olması güzel.. susadım ve mutfağa gittim. su, rengarenk akıyordu. ve bir musluktan değil, bir tanrıçanın memelerinden. tuttuğum kirli bardağın bir kadehe dönüşmesini izliyordum. pelerin giymiş bir adam yanıma yaklaştı. ben ona gülümsedim. bana şarkılar söyledi. kendi sesimi de duyuyordum. sanki boş bir odadaymışız gibi yankılanıyordu. pelerini renk değiştiriyordu, zamanı yırtıp, en kötü anların lacivertlerini kanatıyordu. anların kanını içiyorduk. dudaklarımızın kenarındaki suyu bir kertenkeleninki gibi uzayan dillerimizle yalıyorduk.
anların krallığında krala sunulan bir üzümdüm. yeşilliğimin suyunda yıkanıyordu kral. ben hala gülümsüyordum. kral benim gülüşlerimi beğendiğini söylüyordu. üstümdeki beyaz elbiseyi, beni bir çevirişinde siyaha boyuyordu.suyu bitirdiğimde nili gördüm. kahkahalarla bana gülüyordu. buna bi son vermesini istiyordum. yanımdan, tanımadığım bir topluluk geçiyor, beni bir atın üstüne bindirmeye çalışıyorlardı. ama nili burada bırakamazdım. o sürtüğü yine de burada bırakamazdım. nilin saçlarından tuttum. "gel benimle, çok güsel bir yere gidiyoruz" dedim. kızıl atıma tutunan nilin saçları da kızıla döndü. nile sıkı tutunmasını söyledim. mavi nehrin karşısına geçecektik. nil çığlık atmaya başladı. çok mutlu olmalıydı. bir zaman diliminin içinden geçiyorduk. tam nehri geçiyorduk ki uzun saçlı adam önümüzü kesti. "buradan geçemezsin" dedi. farklı bir dille konuşuyordu. anladığıma gurulandım. bizi itti. "bu ana giriş yasak" dedi. direnmeye çalıştık. merakla o anın içini görmek istiyorduk. savaşabilirdim bunun için.

uçuş sona erdiğinde, bunların dışında hiçbir şey hatırlamıyordum. bir hayli bitkindim. başımı adamın dizlerine koymuşum. koltukta öylece uzanıyordum. nili sordum. küvette ayılmaya çalışıyormuş. adamı bir yerden tanıyordum. evet, artık çok daha iyi tanıyordum. adamın ellerinde bir üzüm yeşiliydim. bu bitkinliği, bu kendini kaybedişi bir daha yaşamayacağıma dair söz verdim. bu son uçuştu. bundan sonra lsdye ihtiyaç duymayacaktım. çünkü o adamı, içine girdiğim anlardan hatırlıyordum. o adam hiçkimseydi. o adamı sevicektim günün birinde. bunu hissedebiliyordum..
iniş başarılıydı. herkes hayattaydı. ve hayat güzeldi be!

i love myself..



doğarken annemi çok yormuşum.
büyürken de yorduğum oldu ara ara. çok güzel günlerim oldu. hayat felsefemi çoook uzun yıllar önce belirledim. ve hep ona göre yaşadım. mutlu oldum mutsuz da.. yine de kendi tercihlerimle yaşadığım için pişmanlıklarım olmadı çok. bu yüzden iyi ki doğdum. kendini seven bi insan oldum. arada bi içimin sıkılması dışında, can sıkıntısı nedir bilmeyen bi insanım. arada hayat beni yutuyor. arada ben onu. "hissettiğini yaşa damla" dedim kendime. yolum budur. önümüze gelene bin tekme!!! dilek milek de tutmuyorum. yaşadığım anın dışında, bi hesap yaparsam genelde tutmuyor.. bir yıldızım var. onu kimse bilmiyor. illa mum üflenecek, dilek dilenecekse, dileğim kendinizi sakladığınız yeri unutmamanızdır.

27 Haziran 2010 Pazar

adres: aydınlık

karanlıkta kaldım.
çook uzakta bir ışık görür gibiyim.
gitmek ister miyim..hayır.
beni bu karanlıkta sen bıraktın.
bir gün yine bıraktığın yerde bulasın diye burada olacağım.
(ayın karanlık yüzüyüm.)
karanlıksam gülmüyor değilim.
sadece siz görmüyorsunuz mutluluğumu.
sadece size anlatmıyorum, ellerimi emanet ettiğim yalnızlığı ne kadar sevdiğimi.
david gilmour'un sesi geliyor.
gitarıyla sörf yapıyor..peşinde yıldız tozları.
benim için söylüyor
ben senin için.
sesimi takip et bana ulaşmak istediğinde.
bir bedenden fazlasıyım
bir benden fazlasıyım.
ne çok şey paylaşmışız karanlıkta
ne çok susmuşuz
ne çok yalnız kalabilmişiz birlikte.
görmüyorsan bi bildiğin vardır
içimdeki karanlığı aydınlığa çıkaracağın günü bekleyebilir miyim..belki.
sürprizleri sevmezsin
bu sana sürpriz olur..yani sen ve ben.
o yüzden istemezsin ruhlarımızın sevişmesini.
sana sürekli birşeyler söylüyorum
duyduğunu tahmin edebiliyorum
bölük pörçük yazıların sebebi sensin, biliyorsun.
küllerimi farklı yerlere savuran da..
gökten bir elma düşmüş. beni yemiş bitirmişler..

sense bekliyorsun bir kızın dudaklarına değip dişlerinin arasında ömür boyu kalmayı.
bir karanlıkta iki aydınlık çok bize!
hoşça kal en sevdiğim.

25 Haziran 2010 Cuma

nefesim yetmiyor bana artik.
Konusamadiklarim nefesimi kesiyor. Mazgallarim yok. Tikaniyorum bazi zamanlar. Aglamak istedigim günlerden bu gün, arkadasìn babasì 'aglamak gücsüzlük degildir' dedi. Bunu cok iyi biliyordum ama sanìrìm kendime sarìlìp aglamak beni rahatlatmiyordu artìk. Kendimi kendime anlatmak sacma geliyordu. Tanìdìk, güvenli, huzurlu, yalnìz bir vücuda ihtiyacìm vardì. Sanìrìm kimseyi kendim kadar sevemedigim güvenemedigim yalniz ve huzurlu bulmadigim icin, bir baska kucakta aglayamiyordum. Tìkanmìstìm iste simdi. Gider kapanmisti uzun zaman önce.bir betonla kapatmistim üstünü. Patlamaya az kaldi.biliyorum! Sadece bir tek kucak istiyorum. Sadece birini kendim gibi sevebilmek istiyorum. Aglamak istiyorum. Nefesimi acmak böylece...

bugünüm

ağlamak istediğim anda ağlayamıyorum artık.
bütün yaşananlar içimde patlıyo.
bugün dolu dolu ağlayasım vardı.
bisikletimle günbatımına giderken,
rüzgarla karışık ağladım.
parçalı bulutlu bir hayatım oldu.
küstüm kendime.
daha güzel bakamadığım için
daha rahat olamadığım için
daha kendim kalamadığım için
genelde mutlu bi insanımdır.
bunu inkar edemem.
genelde mutsuz olduğum zamanlarda ağlamam
sinirlendiğim zaman
kendimi ifade edemediğimi düşündüğüm zaman

bu da böle bi yazı işte...

küller yağıyor üzerimize
ellerim cebimde yürüyorum
insanlar çoktan kaçmaya başladılar
fırtınanın da fazla gecikmeyeceğini öğrendik bugün haberlerde
bazıları ibadet etmeye başladı
bazılarıysa ülkeyi terk etmek için hazırlık yapıyorlar.
ellerim cebimde yürüyorum.
bir köşede sigara yakıyorum.
insanları izliyorum
tuhaf bir telaştalar.
zaten bilmiyor muyduk bu sonun geleceğini.
zaten hergün ölmüyor muyduk?
bazen bilinenden kaçmak, bazense bilinmeyenden kaçmaktaydık oysa.
uzun zamandır bekliyorduk bunu.
peki neden bu telaş.
ne bekliyorduk
mutlu son mu?
bunun sadece filmlerde olduğunu bilmiyor muyduk..?
şimdi hergün bir koyun gibi izlediğiniz yolları
belki hergünkünden daha hızlı geçiyorsunuz.
hamburgercinin önünden geçerken o enfes kokuyu duymuyorsunuz
aceleniz var.
tüm zorluklarla kurduğunuz hayat bitiyor
elinizi çabuk tutsanız bile kaçamayacağınız tek şey bu.
hep doğduğum yerde ölmek istemişimdir
benim de rahatlığım bundan sanırım.
kimsem yok
evde bir kedi ve bir su kaplumbağası dışında.
fırtına geliyor.
ülkenin daha önce hiç böyle bir fırtına görmediği söyleniyor.
ihtiyarlar aralarında konuşuyorlar.
kaybedecek birşeyimiz yok diye seviniyorum.
fırtınayı, bir barda biramı yudumlarken seyredip bir yandan felaket haberlerini ihtiyarlarla izlemek tek planım.
yani değişen bişey yok hayatımda.
hergün gittiğim bara gidip, yaşlılarla küfürleşicem vs.
bi kaç güne şehirde kimse kalmaz.
sadece küller ve benim gibi hiçbirşey için acelesi olmayanlar..
kül yağıyor.
ellerim cebimde.
içimde bi şarkı.
son kez yürümek de ilk adımlar kadar önemliymiş.
şu bi gerçek ki son adımını hatırlayan tek insan ben olucam..

24 Haziran 2010 Perşembe

çok garip bi gün oldu yawrular. tiksindiğim oldu. sevdiğim oldu.
anlamam gerekenleri anladım. şimdiye kdr anlamadıım için yoruldum.
bazı anlar vardır herşeyi anlar ya.. işte o anlarda olmak istiyorum. seni anlamak zor! sana ulaşmak herşeyden zor! kutundan çıkarsan bi gün haberim olsun. herşeyi kaybetmeye hazırım sanırım. istediğime ulaşmayınca çıldıran bi çocuk diilim.olmıcam ya da! seni istiyodum. meğer ne yorgun sevgilerden gelmişsin. meğer bi su istiyomuşsun sadece benden. meğer ben yanlış anlamışım seni. kendimi sana bırakıp serinlemeye ihtiyacım vardı. meğer sen çok üşümüşsün. sıcacık bi yuva ararmışsın.
ben de hiçbişey bırakmayan bi adam oldu. bende ben bırakmadı o. bir kedi sevdim dışarda. kucağımda. bir kedi sevdim şu anda çooooooook uzakta..

20 Haziran 2010 Pazar

tatildeyim. benim tatillerim sizlerinki gibi geçmiyor. fazlaca sorumluluklarım var ve yapmadıım zmn da biraz rahatsız oluyorum. işte böyle. yazamıyorum çünkü düşündüüm anda yazabileceğim bi durumda diilim. bunu nie yazdım onu da söliyim içim sıkılmıştı çıksın içimden istedim. ohhh...

15 Haziran 2010 Salı

!

"iç ses" yazısı her ne kadar basit gelse de sizlere benim için anlamı büyüktür.
çünkü o adamı hiç tanıyamıcak olmak lanet gibi birşeydir.
laneti bozup büyüsünü yaşamak istersiniz ama izin yoktur. sınırlar bellidir.
sınırı geçtiğiniz anda alarm çalmaya başlar.
kapkara köpekler sizi kovalarlar.
o köpeklerin elinden sağ salim kurtulacağınızı bilseniz, belki katlanırsınız ısırıklarına. çünkü o tanınası birşeydir şu anda sizin için.
tanındığı anda büyüsü kaçabilir. tadı bozulabilir. ama o tanımak istemek ancak hiç tanıyamayacak olmak hissi sizi ona daha da yaklaştırır. adete onun nefesini hissedersiniz. onunla yemek yersiniz. onunla bikaç yudum su içersiniz. onunla şımarırsınız. onunla bikaç kural ihlali yaparsınız. onunla sevişirsiniz (ama o yoktur). o,kendi evinde geçmişinden gelenlerle beraber olur. o kendi evinde kendi bardağından suyunu içer. kendi küçük sınırlarında kendi kendine sizi hiç aklından geçirmeden yaşar gider. çünkü o sizi hiç görmemiştir. hiç tanımamıştır. aslında bir gece hiç öpmemiştir sizi. aslında bütün bunlar bir kabustur. ve kabuslar gerçeğe asla taşınmazlar. onun gözkapaklarındaki kirpik kadar olamazsınız. onun zekasında basit bir düşünce bile olamazsınız. belki de bir hiç bile olamazsınız. evet iç ses yazım özeldir benim için. bırakın öyle kalsın. içimde hiç bilmediğimiz hiç tanımadığımız bir adamla yaşıyım bi süre..bırakın..halime..kendi halime.

14 Haziran 2010 Pazartesi

iç ses.

hiç tanımadığım bi adam vardı orda.
çok tanıdık gelişi korkutuyordu.
öpüşü tanıdıktı. elleri tanıdık, kokusu tanıdık..
sesi içimde yankılanan bi adam.
hiç bilemicektim kimdi
elleri elimde, nedendi?
hiç bilemicektiniz kimdi
olmayışı, olamayışı yaktı
içimde ,ona dökülen tüm nehirler kurudu
yalnızlığımda yürüyordum
çöldüm artık
bir seraptı görüdğüm
öp beni diyen içimi duymuş olmalıydı
hayır dememe kalmadan gitti..
hiç tanımadığım bir adam vardı orda
gözleri güzeldi.rengi güzel.
bir an için mutluydum
bir an için çöl olduğumu unutup, akabilirdim içine.
sadece bi an için tanıdım sanmıştım.
öptü gitti
çekti gitti.
isim yoktu.
final başarısızdı.
tanrı benim filmimi yöneten en kötü yönetmen seçildi bugün.
iyi seyirler..

13 Haziran 2010 Pazar

kafası her daim güsel damla:)

hayat geri sarıyordu. evet duyduğunuz anlamıyla hem de. ben de çok korkmuştum. insanlar geldikleri gibi gidiyor, sınavlara sonuçlarından sonra giriliyor. önce bebekler oluyor, ardından sevişiliyordu.telefonla konuştuktan sonra telefon çalıyor, evlendikten sonra insanlar tanışıyordu. bunların bi çoğunu yaşadım ben de evet. can sıkıcı bi hayatın merkezindeydim önceleri. derken bu büyük olaydan sonra bir açık bulup bunu kullanmayı başardım. zamandan yok olmasını istediğim herşeyi sildim. ancak silerken yeniden yaşamak zorunda kaldım sadece bikaç saat sürdü. inanması zor biliyorum. ve zamanı yaratan da biziz. onu uzatan da. bunu farkettiğimde herşey çok kolay olmaya başladı hayatımda. zamanı durdurmak istediğim en güzel anda durdurdum. zihnimin play tuşuna baskı uyguladıktan sonra devam ettim yaşamaya. neler yaşadığımı burada anlatacak değilim. hayat ve zaman onu kullanmayı öğrendiğinizde güzelleşiyor sadece. bir açığı vardır herşeyin. mükemmel bir tanrıdan gelmediğimiz gibi.hadi kalın sağlıcakla. bir gün bulursunuz yolunu ne de olsa...

11 Haziran 2010 Cuma

bankada sıra bekliyordum.
numaram 968 di. unutup unutup bir daha bakıyordum.
böyle zamanlarda bir tür boşluk hissine kapılırım. çantamı karıştırmaya başlar, önemli birşeyler arıyormuş gibi yaparım. sonra o da kafi gelmediğinde pes eder çevremdeki insanlara bakarım. giydikleri kıyafetlerden, saçlarının biçiminden bir süslü karakter analizi yaparım. sonra kendi içimde bu bilmişliğimle övünürüm. dışarıya sadece kibirli bir gülümseme sızar.
bu ayrıntıları niye mi anlatıyorum. çünkü hayatımın parçaları.. yani o anlar da yaşandı. 968 olmadan önce numaraların olduğu kırmızı ışıklı tabelalara gözlerim daldı. o süre zarfında, kendimi sevdiğim adamın kollarında hayal ettim. yani öyle bir adam olmasa da varmış gibi hayal ettim, onun olasılıksız varlığıyla mutlu oldum. onunla hiç gezmediğimiz bir kasabada el ele gezdik. arada bi insanların gözleri önünde öpüştük ki, bu gerçekte yaptığım bişey değildir, hayalime nasıl bulaştı bilinmez. onunla bu kasabada yetişen her meyveyi tattık. üzümleri ezen insanlara yardım ettik. sadece benim şımarıklığımdan yaptık bütün bunları. bir köylü evini bize kiralamıştı. ben biraz daha gezerken onun bana güsel bir akşam yemeği hazırlamasına ne demeli.. o yemyeşil pencereden benim gelişimi bekliyormuş meğer. ona aldığım karadut şarabını minik ellerimle arkamda saklamaya çalışıyordum ben de. beyaz elbisemle yine kendimi bir melek gibi hissederek kapıya koştum. şarabı gösterdim pek bi mutlu oldu. içmeyi severdi. içmeyi sevmeyen bir adam hayallerime giremezdi zaten. rüzgarla dans eden beyaz tülün ardındaki balkonda beni bişeyler bekliyordu. çıplak ayaklarım ahşap evinde mutluydu. balkona gidene kadar dans ettik olabildiğince yavaş.. ve sanki upuzun bir müzik eşiliğinde. boynumda elleri.. yumuşacık.içim titriyordu. dışım bunu biliyordu. utangaç bir çocuk nasıl olabiliyordum birden. bazense şeytan kadar günahkar..şeytan kadar seksi.şeytan kadar ölümsüz. elimi tuttu. en küçük parmağımdan öptü. beni böyle öperdi çoğunlukla. küçük küçük. uzun ve tadı kaçana kadar değil.. sonra akşam yemeğini gördüğümde yapıştım dudaklarına. bi ısırık aldım. ben de böyle kaybedecekmiş gibi öperdim onu. ısırıklarım beni ona her an hatırlatsın diye sanki.. karadut şarabımızı onun hazırladığı lezizzz(ımmmmmmmmm) yemekler eşliğinde içtik. gece olmuştu güzel sohbetlerimizin ardından. ben en son kucağında yudumluyordum son kadehimdeki şarabı.
uykum geldiğinde huysuzlaşmaya başladığımı gayet iyi bildiği için, beni kucaklayıp bu köy evimizdeki yatağımıza yatırdı. kollarımı ayırmak istemedim boynundan. bi bacağımı onun üzerine atarak, bir kedi kadar huzurlu uyumuşum.

-hanımefendİ! HANIMEFENDİ!

-...

-968

-...

iç pürüzü.

* ilk ve son görüşte aşk vardır.
* ilk kez gibi buluşup son kez gibi sevişmek vardır.
* insanların başkalarını sevmelerinin tek sebebi, karşı taraftan gelecek olan sevgidir. çünkü insan içten içe kendine aşıktır. ben bu aşkı dışa vuruyorum ama bunun böle olduu gerçeği deişmiyo:)
* hayatımda çok zorlu bi dönemden geçiyorum. ve tamamen yalnızız görüyorum ki.
* bir ilişkinin bu arkadaşlık bile olabilir, illa kavgayla sona erdirilmesi kabul görüyor çevremde görüyorum ki, yani insanlar konuşarak, düşünerek böle bi bitirme kararı alamazlarmış gibi. teyyyy...
* bazen görünmez olduğuma inanıyorum. yo o kdr mı kötüsün demeyin, zira içinde yüzdüğüm düşünce denizinde yanımda kimsecikler yok.heh ztn olmamalı da.herkes kendi işini kendi çözmeli.
* bazı arkadaşlarıma bazı zamanlar çok alındıım oluyo. ve bazılarının bu halimi görmesini, bu halimden kaçmamasını, beni biraz oyalamasını dilerdim hiç diilse.çünkü bu kötürüm halime bir tekme daha atanlar oluyo. gerçekten acı çekiyorum gerçekten onlara değer veriyorum çünkü. nolur yapmasınlar..
* sivilcelerimden korkmaya başladım. içimden bir kurbağa çıkıyo sanki. yarından tezi yok önce kadın douma uğranıcak, kafi gelmezse karaciğerlere baktırılacak. ee peki babamdan nasıl para isteyebilirim?? kaç gündür becerip de söleyemiyorum.
* bugün veyselle konuşmak iyi geldi. soner abiyi görmüş olmaksa paha biçilemez:)
* ve bugün anladım ki ben yön bulma özürlüyüm. doum günümde bi pusula alın.(alınacaklar listeniz uzadı biliyorum ve biliyorumm ki hiçbirini almıcaksınız:)) bugün veyseli dolaştırıp durdum. en sonunda buldum. ama bi yerde okumuştum. yengeç burçları yan yürüdükleri için gibi bi benzetme ..aman neyse. kestirme olduunu düşündüümüz bi yola girermişiz ama işin içinden normalinden daha uzun sürede çıkarmışız:)) evet bu bana uygun.
* bu arada yükselenim koç. yani özgür insan çizgim burdan, evcil insan çizgim de yengeçten geliyiiii.
* hayır burçlarla o kdr da ilgili diilimdir.
* yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar türküsü tamamen bnm gibi sevdii insanları yakınında tutmak ieteyen insanların türküsü. halbüküsü, yüksek bir tepede evim olsun isterim içinde bir gün çözmeyi başarabilceim teknolojilerle.
* hah. kendimle dalga geçmeyi pek bi severim. ancak bunu başkaları yapınca aynı kafa olmaz.biraz içerlenirim. puff sora geçer.
* anneme inat saçlarımı boyatmıcam. sönük insan olmaya dvm etcm yani. hem beyazlarım da iice görünür oldu. yaşlanıyorum mutluyum. bi an önce olsun bitsin herşey..
* ama bilirim ki kazanan sabredendir. ve kendimden sabırlı bir yaşıtımı daha görmedim. he belki bikaç tane evet. ama bu sabrı, zorluklarda gösterebilmeme rağmen, mutluluklarımda gösteremiyorum. yani mutlu olunacaksa hemen olunsun gibi sanki:)
* bu yazının başlığı iç dökümü olmalıymış diyenler götlerini kaldırsın.:D ayh çok ayıp. ağzım bozuk zihnim kaçık.
* eer babamdan para alabilirsem dövme yaptırcam.çok canım acıcak mı teyze? ben kan bile aldırmaktan korkmuştum:(
* hızlı ve öfkeli aynı anda olunmaz. çünkü hızlı bi insanın bişeye öfkelenicek kdr dikkati olduunu sanmam.pırrrrrrr geçer gider:)öfkesi de hızlı olur eer illa öfkelencekse.
* bazen bi insan için dersiniz ki, oha lan bu insan beni anlayacak bi insan. aynı frekanslardasınızdır ne derseniz diyin buna. ama sonra o insanın aynı düşüncelerde olmadıını görünce birbirlerine çok yakın frekanslarda farklı dillerden çıkan seslere benzetirsiniz durumu. ve hiçbirini anlamazsınız.
* keşke keyif kahyaları olsaydı. ama muhtemelen pahalı bişi olurlardı.
* ben robot olsam, siz yağ.
* leyla ile mecnunun aşkı manyak bi aşktır. buna özenmeyiniz. zira ben denedim olduramadım. ama kopuktu kopuktu zincir olduramadım.ne yaptım ne ettimse bir yol tutturamadım.:)
* şimdilik iyi geceler iyi sabahlar.
* beni bir tek sen an' larsın.
*

9 Haziran 2010 Çarşamba

7/24 kapalıyız.çaktırmayın iflasın eşiğindeyiz.

yazamayacak kadar kapalıyız. lütfen nöbetçi bir bloga gidiniz.ihtiyacınızı ordan karşılayınız. yok sabah olsun diye beklerseniz, buyrun bekleyin. ancak sabah da bir yakının düğünü sebebiyle yokuz. iyisi mi siz uğramayın bu bloga. burda size hayat yok, ilaç yok. kelin ilacı olsa kendine sürerdi efenim. az uzak durunuz. ben öyle yapıyorum. kendimin yakınından dahi geçmek istemiyorum. burası pek hasarlı sizi bozar abicim. bu blogu bloke etmenin vakti gelmiş ve çatmıştır. yerimize yeni ve daha şık bloglar gelecektir elbet. evet biliyorum çok üzüldünüz. burası sizin için eski bi bakkal kadar keşfedilesiydi. sırlarla dolu bi mekandı. rutubet kokardı ve saire. ama bunların işi bitti. böle antika bloglar iş yapmıyo artık. sahibinin buhranlarını dinlemeye gelmediniz sonuçta. sahibinin yüzü gülse, sizi güleryüzüyle karşılasa isterdik ama meymenetsiz kadının teki çıktı işte napalım. ya bi süre daha siz hastalar sakin sakin bekleyeceksiniz bu dölü kadını. ya da dölü kadın kovacak hepinizi. evet yaşlandım.bi bastonum eksik. cır cır konuşan biri oldum antidepresanım eksik. uyku bozukluğu çekiyorum. bir fille uyuyorum günlerdir. kedimi özledim o eksik.buradaki boşluğu doldurunuz derdim ama sırt çantamla ve bi adet baileysimle tatil yapmaya ihtiyacım var.lütfen bizi anlayınız. tekrarlarım olmuştur elbet bağışlayınız. bu blog bi kan kaybıdır. yaşatınız demek isterdim ama kan kaybından saçmalıyo da olabiliriz. en iyisi mi siz bize aldırmayınız. daha güzel yazılarda çayır çimen serinleyiniz. güneşleniniz. bizim blogda yağmur bulut çamur hakim..ve biz çokca griyi severiz. heh bunalmak isterim derseniz hayır buna izin veremeyiz deriz. çünkü mutluluğu hiç tatmamış bi blog diiliz. şuanda kısmi felçteyiz. yüzümüz gülmüyorsa bundandır. aman içerlemeyiniz.
not: http://www.ikincieldaktilom.blogspot.com

Kırık (Nil Karaibrahimgil)

7 Haziran 2010 Pazartesi

öz eleştiri. özelleştiri.

konuşmayı sevmem bunu çoğunuz bilirsiniz.
yazmayı severim. sanırım ilkokul yıllarımdan beri.
içine kapanık olsam da ilginç bir arkadaş grubuna sahibimdir.
yani, ben ne kadar yalnızım, ölüyorum, bitiyorum yalnızlıktan desem de, onlar bi yerlerde beni dinlemeye, aramaya hazır bekliyordurlar.
çünkü dediğim gibi konuşmayı sevmem. konuştuğum insanlar özel oluyorlar benim için. ve ne zaman bir arkadaşımla konuşsam, derdim ne kadar içler acısı olsa bile, konuşuyo olmama sevinirler içten içe. evet sarılabildiğim az insan var. genelde dokunmaktan da hoşlanmam. bi süre kimseye sarılamam. bi süre kimseye içimi dökemem. bi süre ağlayamam yanlarında. güçlü duruşumu bozmak, içine girdiğim cam fanusu kıracakmış gibi gelir. bir ablam var çoğunuzun tanıdığı birisi. şimdi uzak ve güzel bir kasabada. sırça kızım der bana. ne kadar severim bu lafı. halbuki kırılgan olmak iyi midir? toparlanmayı biliyorsan belki. bana bu dünyadan değil gibi farklısın der.
istediğim sadece diğerleri gibi olabilmek aslında. şimdi beni ilk okuyacak olan arkadaşıma burdan sesleniyorum. herhangi birinizle konuşmaya ve omzunuzda ne kdr güçsüz görünsem de ağlamaya ihtiyacım var. sahile gidip iki bira atasım var. yalınayak gece o denizde koşasım var. birisi gelsin benimle oraya.orda size ihtiyacım var. beni dinlemenize ihtiyacım var.konuşmadan içimi anlamanıza ihtiyacım var. sorularınızı sormadan sadece dinlemenize..
belki hiçbiriniz okumayacaksınız. yine de buluştuğumuz ilk gün, herhangi birinize sarılıp, üzerinizdekileri gözyaşlarımla ıslatasım var.

7yi severim.

yağmur yağıyordu. saçları yeteri kadar ıslanmıştı, ama yolun geri kalanında aklına geldi elindeki poşeti başına kalkan yapmak. bir tekel bayii gördü yolun solunda. bir beck's, iki de tekel birası aldı. aklına üşüşen cümleleri, bir an önce gidip yazmalıydı. saçları, ıslak yüzüne tutunuyordu. anahtarını eve girmeden çok önce hazırlamıştı. dış kapı açıktı.burada zaman kaybetmediğine sevinmişti. merdivenleri ikişer üçer çıktıktan nihayet evindeydi. biraları buzdolabına koymuş, birini açıp balkona gitmişti. bişeyler yazmak için laptopın başına oturduğundaysa artık yazacak bir şeyi kalmamıştı. tüm cümleleri, yolda poşetinden düşürmüş gibiydi.

Vega-Bu Sabahlarin Bir Anlami Olmalii

762010

sanırım artık mutsuzum burada.
istanbul.
canımı çekiyor içimden hergün.
oltasını atıyor ruhuma. tüm mutluluğumu daha canlıyken yiyor.
gücünü kendinden al damla diyorum.
bir yer olamaz seni böylesine mutsuz eden diyorum.
kendinsin bunu düzeltecek olan diyorum.
diyorum ama duymuyorum.
gitmek isteği.
alışamamak sıkıntısı.
ve bu sıcak. tüketiyo beni.

damla

aşağıya doğru düşüyordum hızla.
ayaklarının üstüne düşmek tenine işlemek istiyodum
yoksa beyaz kaygan bir zeminden kapkaranlık bir delikten geçicek,
hem kendi ölümümü, hem de arkadaşlarımın ölümünü izleyecektim.
yo bunun olmasını istemediğim gibi, onun teninde kalmak, gözeneklerinde hapsolmak istiyordum. kurulanışını izlerken heyecanlanmak. o görmese bile beni, ayaklarında seyahat etmek istiyordum.
biliyorum bu çok saçma gelicek sizlere, ama kim karışabilir ki?
sevmek ve ufacık da olsa birşeylerden heyecan duyabilmek, sadece size mi mahsus sanıyordunuz?
aşağıya doğru düşüyordum hızla.hızı sizin zaman diliminize göre değerlendiğimde bu böyle. yoksa benim için bir yaşam demek.bunu anlamanız zor olucak. saçlarını görüyordum önce. açık kahve saçları,köpüklü bir alnı, burnunun ardından o pembe dudakları. rengarenkti..düşerken güzel kokular yükseliyordu. heyecanımdan bayılmak üzereydim.sırtını görebiliyordum.bir kaç leke.birkaç sivilce. yine de kemiklerinin üzerinde çekici bir yer kestirmiştim gözüme. umuyordum ki dünyasını görebileceğim bir yere düşüp(tabi o kadar şanslı sayılmam), buraya yerleşeyim.
ellerini saçına getirdi.
yooo hayır..fazla sayılamıcak kadar kaslı kollarını gördüğümde, gözlerimi alamadım ondan. diğerlerinin nereye düştüğü umrumda olmayacaktı. ne yapıp edip, gözlerinden girmeliydim hayatına. ellerini musluğa getirdi.suyu kapattı. ses biraz kesildi. içimden geçenleri duyacak diye endişelendim. utandım biraz da. son bi kaç damla daha akıyordu. başını yukarı kaldırdı, kapatamadığını anlayınca.su sesi tamamen kesildi.
....
uyandığımda, belki de ilk defa şanslıydım. yeni yaşamıma onunla birlikte devam edebilicektim. o bilmese de. onun odasını görebilicek, çalıştığı masanın üzerindeki fotoğrafları görebilecek, ona hangi rengin daha çok yakıştığını bilebilecektim.
uyandım.
şanslımıydım bilinmez, gözlerinin içine düştüğüm için midir bilinmez, yatağımızda bir kadın vardı. ayakları bacağımıza değiyordu. içimiz ürperiyordu.hissedebiliyordum. saç telleri sırtımızda konaklıyordu. bu değildi görmeyi beklediğim doğduğum günde.
adam uyandı.şanslı mıydı bilinmez, gözlerinin içinde ben varım diye mi bilinmez, kadını, dün geceki kavgalarından sonra yanında çırılçıplak bulduğuna sevinmişti. onu kaybettiğini sanmıştı tamamen. bu yüzden bıraktı beni gözlerinden.yanağından geçerken kadına bakıyordum. güzelliği büyüleyiciydi. tüm kusurlarıyla büyüleyici. yatağa düştüm tahmin edemeyeceğiniz bir hızla. canım yandı düştüğümde.
birbirlerine sarıldıklarında kurumuştum.

6 Haziran 2010 Pazar

662010

bir yaram var.
vücudumun ya da ruhumun neresinde bilemiyorum.
ama biri var ki;
nerde ne var, benden iyi biliyor.
bazen çok mutlu ediyor bana beni unutturacak kadar
bana kimsesizliğimi terk ettirecek kadar,
bazen gidiyor.
gidişi sadece onun bildiği o yarayı açıyor.
bir bataklıktaymışım gibi çekiliyorum yaramın içine.
üzme beni diyorum ona.onun duyamayacağı bir yerden, onun duyamayacağı bir iç sesle belki.
canımı acıttıkça büyüyor.
büyüdükçe bataklık büyüyor.
kurtar beni diyorum.
onun uzanamayacağı bi yerden belki.
boğazıma kadar sevgisine battım.
boğazıma kadar çığlıklar..
ellerini bir veriyor, kurtaracak sanıyorum.
gülüyor bu halime.
oyun oynar gibi bırakıyor sonra ellerimi.
kaygandır elleri bir balık gibi.
tutmaya çalışmak taa başından bir hata.
açılan bir yaranın içine girmesi,
gözlerime uzun uzun bakışı, hepsi bi hata.
ölümsüz değilim ki yaşayayım bu oyunu onunla.
acı kapladı içimi.
binlerce gülen surat koysam da şuraya anlarsınız halimi.
siz de içimdeki siyah kitabı okudunuz artık.
yo haksızlık edemem ona.
mutluluğum dünyada görülmemişiydi çünkü.
en son çocukken yaşamışızdır bu mutluluğu.
en son onunlayken..

kabus.

madem artık günlük tutacağım, size şu kabusu anlatmadan edemicem.
önce güneşli gün riyası gördüümü sandım. deniz kenarındaydım.insanlar denize giriyorlardı. derken bir yunus göründü. ama siyah beyazdı biraz balina biraz köpekbalığını çağrıştırıyordu. yunus gibi şımarıp duruyordu. insanlara yaklaşmaya başladığında önce yunussss die bağırdım.sonra da aslında yunus olmadığını farkedip bi panikle, "balina bu" diye çığlık atmaya başladım.insanlar güldüler bu tepkime. sanki sadece ben onun balina olduğunu anlamış gibiydim.
sonra nasıl olduysa kaçarken bi yerlerde sıkıştım kaldım.
artık belli olmuştu. bir kabusa doğru gidiyordum.
çok mutlu olduğum bi anda, yani yalnızlığımı doya doya yaşadıım bi yerde, babamı gördüm. yine bi iş yaptırcaktı sanırım. beni bulduuna sevinmişti. tam sözüne başlayacakken, beni nasıl buldun baba niye geldin dedim. o da arabasıyla ilgili bi sorun olduunu, dükkana gitmemiz gerektiğini söledi. öfleyip pöfledikten sonra, dükkana gittik. babannem hastaydı yine fakat ayaktaydı. yani kalkmıştı. daha bi dinçti. ama hastalığı sürüyordu.neyse.. babannemi o şekilde gördüğüme sevindim. sonra nasıl olduysa babannem yanlışlıkla gazeteyi yaktı. sonra büyükbabam da babanneme bişey olmasın diye, elindeki gazeteyi aldı. sallamaya başladı. salladıkça alevler arttı. ben "yere at büyükbaba" diye bağırırken hiçbirini duymuyor gibiydi. yere at yere at.. bırak o gazeteyi derken. dükkanın bi köşesine ama gazetelerle dolu bir köşesine gitti. bir köşeye çömeldi. ve o anda o yangının içine giremedim.kurtaramadım. canımı yakan bu da diildi sanırım. yangını içine çekiyodu.elinde bir teneke vardı. içinde yangın( biliyorum saçma gelicek) zehiri içine çeker gibi bi hali vardı. ölmek istiyodu. çaresizce ona baktım. yapma dedim. bişey yapamadım. o heybetli adamın köşede kendi canına bilerek son vermesi, hem de o şekilde ...çok canım yandı. hatta yazarken bile ağlıyorum.
uyandığımda öğürerek kalktım. gözümden bikaç parça yaş aktı. ve bütün günüm de kötü geçti. çok canım yandı. paylaşmak istedim. beni okuyanlardan başka bişiyim yok çünkü pek..iyi geceler..

5 Haziran 2010 Cumartesi

birini çok özlersiniz
yüzyıllardır tanıdığınız biridir o.
sevgi pıtırcıklığına son veren bir ilaç üstünde çalışmalara başlamak şart.

4 Haziran 2010 Cuma

yavaş yavaş soldu balkondaki ortancam.
suladım da.
konuştum da onunla.
öptüm de çiçeklerini.
peki neden bu kadar çabuk terk etti beni?
elinden gelenin en iyisini yapan için bu ayrılıklar ne kadar da boğucu.
şehir hayatı üstüme gelirken bu cehennemden çıkma günlerde.
evimdeki ortancama sarılırdım.
yapraklarının yeşiliyle mutlu olurdum.
toprağına dokunurdum.
huzur bulmama yeterliydi.
mavi ortancalarım öldü.. belki bir başka yaza yenilenir.
küçükken babannemin bahçesinde, balkonun kenarlarında pembeli morlu açarlardı.
solduklarına şahit olmazdım genelde.
bir çiçeğin solması bir insanı ne kadar üzebilir ki..
beni çok üzüyor.
bir hayali paylaşmıştım ben onunla.
bir gece yarısını.
bir sabah mutluluğunu.
bir çiçeğe bile bakamadım diyorum şimdi.
bir aşka bir çocuğa bir aileye nasıl bakabilirim ki..
bir canlının gözlerimin önünde solmasını izledim.
saniye saniye gördüm onu can çekişirken.
gökyüzünü kucaklayan yaprakları
küskün, ellerini cebine sokmuş bir çocuk gibi.
kimsem yoktu evimde.
yüzümü yıkardım, sonra onun yüzünü.
ilk günaydınım onaydı.
son tatlı rüyalarım ona.
bir yerlerde dikili ağaçlarım çiçeklerim var.
ama burada değil..
benimle yaşıt bir dut ağacım var.
babamın hediye ettiği bir armut ağacım.
yoncalarım var bir başka bahçede.
artık onların bir yerlerde solmadığını bilmekle avunmalıyım.
bir çiçeğe bile bakamadım.
ağlarım.

3 Haziran 2010 Perşembe

seninle bir tam onda hiçim.

asfalt kadar sıcağım yakıyorum kimi zaman,
bir dağın doruğunda soğuk, sevgiliye henüz erimemiş kar tanesiyim.
sense bir ten hatasısın
bir sürgün yeridir tenin bana.
en sıcak iklimlerden gelmiştim oysa kucağına.
havaya astığım, durmuş bir saattin.
kursam seni yine de yürümezdin bana.

şişede yarım kalmış bir şaraptım
sen sadece yatakta yarı çıplak bir kadın görüyordun.
elim eline değse
donuyordum.
sıcak içilendim bilmiyordun.
yüzündeki hüzün rengi bir yalandı seni bana getiren.
her sevgide sevgiliye tam kendine yarımdın.
şimdi ben bir tamım sense hiç..
an tutulmasını izliyorum,

gözlerimi kör edercesine karanlık.karanlığın içinden bir an geçiyor.

zamana birinin eli değiyor.uyandırıyor onu.işte o zamna an tutulması sona eriyor.

ayet1

ben artık milyonlarca hiçkimseyim.sizin yerinize yersizim.
apartmanlarınızdan görebileceğiniz kadar yakınım size. bi bira açıyorum hergün niye bilinmez.
bi yaşam seçip oynuyorum.
ne de olsa hiçkimseyim. hiçbirşeyi yapma hakkına doğuştan sahibim.
apartman boşuluğunda bir intihar,
çatıya çıkmış bir kedi,
çöplükte bir karga
niye?
hiçkimseyim herşey olmaya çalışırken siz.
sizin hepliğinizde sizin repliğinizde bir hiç.
görebileceğiniz kadar yakın dokunabileceğiniz kadar güzel.
ben hergün niye mi içiyorum.
çünkü ben hiçkimseyim milyonlarınızın yerine.
eteklerimin içinde rüzgar bayram ederken
utana sıkıla ben, hiçkimse.
sen sen olamazken ben milyonların yerine ..
dudaklarım parçalanıyor öperken rüzgarı.
içimde bir fabrika gibi çalışan düşünce
sonra bi de düşünce, hiçkimseyim.niye?
çiçekleri severim.onlar yeryüzünün yıldızları ..
ağaçlara sarılırım kimsem yok diye.
toprak gibi kokar ter gibi akarım etlerinizden niye.
parmaklarımın arasında dolaşan krem rengiyim.
sessizliğim sizde bir hiçliği çağrıştırıyorsa da, dokunmayın yalanlarıma
ben hep böyleyim.
peşinizden gelmedim diyeyse görmezden gelişiniz,
susuyorsam içimden geldiği gibi,
hepinizin yerine hiçkimseyim.
ve bilin ki hissettiğim yaşanacaktır.
gününün farkına varmadan sizler.
kıyamet sanacaksınız
üfleyeceğim yalnızlığımı surdan.
çiçekler başınızdan akacak, yıldızlar ayaklarınızı yakacak o gün.
siz kıyamet sanacaksınız.
hiçkimseyim ben hepinizin yerine.