tıngırdasın

Loading...

hell*o

bişilerkaralamakbelkidebişileraklamakiçinburadayımbenhoşgeldimsizdehoşgeldiysenizbuyrunhoşgelmediysenizdağılınhüleynneişinizvarburda

27 Eylül 2010 Pazartesi

yokluğa .. varmış gibi yapan yokluğa

ruhunu gördüm lan ben senin.
sinirli değilim sana. kırgınım biraz sadece.
herkes an'ını yaşıyor aslında.
sadece bunun farkında diiller.
kimse kimseye kızmamalı..
çünkü hissettiğini yaşıyordur
bu sizi acıtsa da...
artık sevilmeyişiniz, gizli gizli cilveleşmeyişiniz
sizi üzmesin.
çünkü o mutlu olduğu gibi yapıyordur.
düzüyordur tüm bildiklerinizi.
tüm mutlu an'larınızı bir çırpıda düzüyordur.
ortada bir zevk varsa, bu hayatın ta kendisidir.
hayat bir orgazm çığlığıdır, acıtsa da zevk alırsınız! ne? yalan mı?
ruhunu öptüm lan ben senin.
içindeyim bak hala..

çağrışım...



bu resim anneyi çağrıştırdı bana. özellikle benim annemi. gitgide benzemekte olduğum annemi. kimi zaman serinleyebileceğiniz bir ağaçtır. dallarının arasından güneşi görmek mutluluk verir. en sevdiğiniz meyveleri verir. salıncağınızı kurup, kahkahalarla salınırsınız havaya doğru. yapraklarını dökse de vardır hep. hep yanınızdadır. yüzeyi kabuklu görünse de, içi taptazedir hala. ve hiç bir insan evladının onu kesmesine tahammül edemezsiniz, hatta buna izin dahi vermezsiniz. çünkü o ağaç, dallarını havaya kaldırıp, tüm güzelliği kucaklamaktan başka birşey yapmıyordur. ona zarar gelsin istemezsiniz hiç. tıpkı onun da bunu istemeyeceği gibi.
karşınıza tüm dünyayı alabilirsiniz onun için.
annem dün gece "ay mı yıldıza aşık yıldız mı aya sence" dedi. dün geceki cevabım önemli değil.. işte bugüne taptaze bi cevabım var. "ay sana aşık, sen aya" anne. karşılık beklemediğin halde, karşılığını veriyor sana. şarkılarını bir o duyuyor bazen. çünkü herkes o kadar dünyaya boğulmuş ki, dinlemiyor kimse seni.

anne ağaçtır işte.. annesi olmayan bir çocuğu, eminim kimse anlayamaz. çünkü o çocuğun serinleyecek bir ağacı yoktur. oynayacak bir salıncağı..o çocuğun bir kucağı yoktur artık.
tüm dileğim, ben ağaç olana kadar, kaç dalı kalmış olursa olsun, yanımda kalması...
evet tüm isteğim bu hayattan.

24 Eylül 2010 Cuma

gezenti ruh damlası.






kabak koyunun yakınlarında böyle bi camping varmış.gemile camping.
çiğdem ablanın meraklı kişiliği sayesinde ben de gidip görmüş oldum. çiğdem abla tatlı diliyle indirim de yaptırdı:) bir gece kaldık. enfes yemeklerinden tükettik ki hala tatları damağımda saklıdır. bir gün yine gitmek isterim. bu sefer ya tek başıma, ya da sevgili arkadaşım ırmakla. burası gerçekten huzur dolu bi yer.. herkes rahat... efil efil kıyafetler.. yalın ayaklar. bi de erkekler olmasa çıplak gezesin geliyo. her neyse.. kedileri de çok tatlı. kayaköydeki kediler fazlasıyla çekingen ve korkaklar.. o yüzden gemile' de uzun zamandır sevmediğim kadar kedileri sevmiş oldum. burada yani kayaköyde daha çok köpekler var. zamanla değişiyorum. burda tarçın diye bi köpek var. köyün kaltak köpeği.. ama bi görseniz.. küçük bi kız, tasmasına hediye paketi süsü takmış.. komik bi köpek. burada köpekleri seviyorum. kurbağalara ki beni tanıyanlar kurbağadan ne kadar iğrendiğimi bilirler, "yerim sizi" diyorum.. küçücükler..mantar yemeye başladım bir de! fena da bişey değilmiş yahu..neyse konumuzdan sapmakta üstümüze yok. gemile campinge herkeslerin gitmesini isterim.. çok sakin bi yer.. ama müzik de yapılıyo, biz biraz sezonun dışında gittiğimiz için sakindi belki de. herneyse..gezelimdir görelimdir. yemeklerinden yiyelimdir.içelimdir. kafayı bulalımdır. güzel odalarında yahut züğürt isek çadırda kalalımdır. odur budur.. yine de kayaköye dönerken içimi bir sevinç kaplamıştı.ait olduğun yere dönersin ya, öyle birşeydi.. deniz kıyısında rahatlayabilen ben, şu anda şu güzelim doğayla, güzelim taş evlerle, güleryüzlü ingilizlerle, yerlilerle vsle,rahatlıyorum.. aslında hiç rahatsız olmadığım için rahatlama ihtiyacı dahi duymuyorum. neyse.. paylaştım rahatladım.öptüm. kaçtım.

21 Eylül 2010 Salı

camel man

çok güzel bir köy varmış..
burada yaşayan güzel insanlar.

herkesin olduğu gibi, buradakilerin de farklı farklı hikayeleri var.bilmesem de var!
bir adam var. ilginçtir ki bir tek o hüzün veriyo bana. öyle ki, şu anda lap topu açıp, bunları yazdıracak kadar gözlerimi dolduruyo görüntüsü.
siyah bir şalvar, üstündeyse buldan bezlerinden kısa kollu bir gömlek.
saçları uzun ve sarı, yer yer beyaz.. onca yaşanmışlığın izleri yüzünde. yoo zannetmeyin ki bunları edebi bi dilde yazmak için gayret sarfediyorum. adam neyse onu anlatıyorum, hiç bilmediğim halde. hiç tanımadığım halde. güzel bi sesi var adamın. çocuklarla iyi anlaştığını da biliyorum. sabahtan akşama kadar develerle insanları gezdiriyor. fotoğraflarını çekiyor. yanında yaşlı bir deveci daha var. birlikte çalışıyorlar bu sıcakta. ve evlerinde kalmıyorlar. sanırım develerin yakınındaki çadırda yatıyor. saygı duyulacak kadar güzel olduklarını düşünüyorum. hiç tanımadığım halde. adam evli. karısı ilçede yaşıyor. bir kız çocukları olduğunu ve annesine çok benzediğini biliyorum.
her ne yaşamışsa yaşamış olsun, köyde beni en çok etkileyen insan bu adam. camel man diyorlar ona. yemek yediğini görmedim. gündüz cocacola, gece bira..vs..
göbekli mi göbekli bi adam. omzunda ve sırtında dövmeler var..yaşının 30un üstünde olduğunu düşünüyorum. elinde birayla geliyor, arkadaşlarına bi iki laf atıyor, gülüyor..ama anlaşılıyor ki her halinden, o aslında hiç gülmüyor.
biraz önce elimde bira şişesini gördü ve "şerefine" dedi. kaldırdık şişeleri..
adam..
sen ne kadar yalnız kalmışsın böyle.. ne kadar duygularım olduğunu hatırlatıyorsun bana..hiç tanımadığım halde..bunu üstüne basa basa söylemekte ısrarcıyım. gözlerim doluyor seni gördüğümde adam..sanki senin adına yoruluyor gibiyim zaman zaman..
şimdi tek başına oturdun bi yere.. görebiliyorum seni.sigaranı yaktın. çek içine bakalım, dert gibi çek..ateş gibi çek..
hikayeni hiç duymamış olsam da senin sözcüklerinden, seni seviyorum.

karalamacalar

seni yırttım benli sayfalardan..
artık üzülmeye mecalim yok.
derin sandığım bakışın olmadan da yüzebiliyormuşum.
kendi denizimde, güvenle.
ve kök kadar derininde olmasam da,
ağacın parmak uçlarında nefes alabiliyormuşum.


dallarda salınan bir yaprağım artık.


güz vaktidir..

yokluğuna uçma vaktidir.

20 Eylül 2010 Pazartesi

kısır döngü

iki çöp adam çizdim.
yan yana diktim onları.
zaman geçti.
biri silinmeye yüz tuttu.
dikişleri attı.
yenisini çizdim, silinenin üstüne.
daha güzelini elbette.
onları da diktim birbirine.
ancak şu var ki,
eskisinden çizgiler kalmış..
"herşeyin zamanla silindiğini sanıyoruz.
budur ebedi yanılgımız."
eskisinden bir parça duruyordur hala kağıttan kalplerimizde.sadece biz göremiyoruz.

13 Eylül 2010 Pazartesi

kayaköyüm

dün gece mandalina yedim.
50 yaşlarında belki de daha büyük ingiliz turistlerle sohbet ettim.
ata bindim.
baileys içtim.
gül şarabı içtim.
burası olmak istediğim yer.. çocuklarımın doğmasını istediğim yer..
burada yeniden doğmuş gibiyim ben de.
tüm ezberlerim bozuldu.
demir parmaklıklar yok ruhumda..
son derece huzurluyum.mutluyum.
neden mi yazıyorum bütün bunları?
gelin görün anacım.

6 Eylül 2010 Pazartesi

hayat tanrìlarìn önsevismesi, canlìlar ise delik bir prezervatif yahut korunmasìz gelgitler neticesi...