tıngırdasın

Loading...

hell*o

bişilerkaralamakbelkidebişileraklamakiçinburadayımbenhoşgeldimsizdehoşgeldiysenizbuyrunhoşgelmediysenizdağılınhüleynneişinizvarburda

31 Ocak 2010 Pazar

hal-ü solüsyon

küçük odasında sıcak su torbasına sarılıp uzanıyordu. odadaki herşey bembeyazdı. demir parmaklıkların ardındaki yeşillik çok rahatlatıcıydı. dışarı çıkıp patrickle çimlere uzanmak istedi.ama sonra onun da arkadaşları gelicekti.bunu istemiyordu.çünkü sadece patrickin sohbeti onu mutlu ediyordu..patricki çağırdı.birlikte görevlileri atlatıp bahçeye çıktılar..bahçedeki büyük ağacın altında uzandılar.birbirlerinin çıplak ayaklarını seyredip güldüler. karıncaları sevdiler.sonra patrickin arkadaşları geldi.birşeyler konuştular aralarında kendi dillerinde.ağız dolusu laf ettiler onun anlamadığı..hemşirenin hızla geldiğini görüyordu. patrick ve arkadaşları hala konuşuyorlardı. uyardı onları.saklanın dedi.aldırmıyorlardı.gülüşüp durdular. biraz sinirlendi bu duruma.ama patricke kızamıyordu bile.bu tuhaf yerde onu tek anlayan oydu.ve diğer arkadaşları.birçok ülkeden arkadaşları vardı.türkiye, rusya, ispanya..evet ve bir çoğu da diğerlerinin dilini biliyordu. hemşire geldi ve keiranın koluna bir sıvı yol almaya başlamıştı bile.damarını buldu sıvı..damarları ilacı yutarken kafayı bulduklarını hissettiler.günün belli saatlerinde bu ilaçla gerçekten mutlu oluyorlardı.keiranın kasları birer birer gevşedi.gözkapaklarını açık tutmak için direndi ancak içindeki sıvı buna izin vermedi ve gözleri kapandı.
uyandığında beyaz odasındaydı.patricki düşünürken buldu kendini.şırıngayı koluna sapladıklarında kaybolmuştu bütün arkadaşları.anlam veremedi.kaçtıklarını düşündü.ama şu an yine yanındaydı.başucunda ona kütüphaneden aldığı bir kitabı okuyordu.uyandığını görünce, bir öpücük verdi. yanağıyla gözü arasında her hangi bir noktaya isabet etti dudaklarından kaçan bir hayalet. bugün ailesi gelicekti.onlara patrickten bahsetmeyi düşünmüyordu çünkü bir türlü onu dinlemiyorlardı.sadece buranın kızlarına iyi gelip gelmediğini tartışıyorlardı kendi aralarında.
....
nihayet gitmişlerdi.patrick ona bir sorunundan bahsetmek istiyordu.birden diğer arkadaşları yanlarında belirdi.patrick onlara bir işaret yolladı.geri çekildiler.
konuştukları bir uğultu gibi geliyordu kulaklarına. doktorunun söylediklerini hatırladı.onun gerçek olmadığını düşündükçe ki bunu düşünmek bile istemiyordu, sesi daha az duyulur hale geliyordu.patrick keiraya "çok üzgünüm ama sen gerçek değilsin, artık seni hayatımdan çıkarıp evime dönme zamanım geldi,bunu beni bekleyenlere yapamam" gibi birşeyler söyleniyordu.keira patrickin gerçek olmadığını düşünürken, patrick onu yanıltıyor, oyalıyordu bu beyaz odada.son bir kez birbirlerinin ayaklarına güldüler.son bir kez birbirlerinin gerçekliğini öptüler.vedalaştılar..
2 weeks later..
patrick uyandığında evindeydi.arkadaşları onu maç yapmaya çağırmak için gelmişlerdi.ve akşam da eve dönüş partisi yapacaklardı.duşa girdi başından akan dünyayı düşlerle köpürttü.ayaklarına baktığında kimsenin anlamayacağı bir gülücük belirdi gamzelerinde.hayatına devam etti.

aynı gün akıl hastanesi..
keira da uyandı. tüm bu yaşananlara, en iyi sohbet arkadaşının gitmiş olmasına ve kendisinin hala burda olmasına inanamıyodu.eğer patrick burda değilse o artık iyileşmişti.patrick ona veda etmişti.
zaten öyle biri hiç varolmamıştı(bunu düşünürken içi cız etmişti).
hemşire kapıyı açtı.zaten kapısını çalmak gibi de bir adeti olmamıştı hiç.hemşirenin arkasından bir kadın geldi içeri.sürekli aynı şeyi tekrarlıyordu.onu yatağa yatırdılar.keira karşı gelmeye çalıştı ama onu dinlemediler bile. burda onu duyan hemşireler de vardı hatta birkaç arkadaşı bile vardı.ama bu hemşire onu duymamıştı..burdan gitmek istedi.odadan çıktı ve koridorda yürürken birine rastladı.köşede oturmuş birileriyle konuşuyordu.yaklaştı.seyretti.arada kendini kaptırıp konuştuklarına gülünce hepsi birden keiraya baktılar.ve bikaç dakika sonra o da konuşmaya dahil oldu.keira odasını değiştirip bu odada onlarla kalmaya karar verdi.

patrick,varlığını kabul edip kendisine güvenmeyi öğrendi ve bir daha da hayali arkadaşı olmadı.
keira, yokluğunu kabul edemeyip, var olanlarla aynı yoklukta yaşamayı öğrendi.bir daha da patricke ulaşamadı.

30 Ocak 2010 Cumartesi

kısakısakısakısakısakısakısakısa


zaman.. havada asılı duran zaman..
havadaki saatim an an ilerlerken, bir ana sabitlenmiş gelecek diğer anı beklerken,geçen her anı kaçırıyorum sanırım..evet bunu yapmamalıyım.çünkü sende durmamalıyım.aynı karedeyim seninle..sen bana bakıyorsun bense şarkıma devam ediyorum.söylediğim şarkıda birleşik kelime olamıyoruz hiç.birlikte bir anlam olamıyoruz belki..ama içten içe bildiğim başka bir şey şu ki; kelimelere de anlam veren bizleriz.zaman geçiyor..ben bunları yazarken bile sana ulaşamıyorum..dilimde tadın var..tenime sinmiş kokun..aynı saatte sen 7sin ben 6..ama yine aynı saatte sen ansın ben de an..anların kucaklaşması güneş tutulması gibi..güneşi öpmek kadar da zor değilsin aslında..zaman.. havada asılı zaman..çatı katına saklanmış gizli bir fotoğrafsın benim için(asla tozlanmayacak bir fotoğraf)...öyle bir zaman diliyorum ki aynı an olalım..

27 Ocak 2010 Çarşamba

bir limon bir de portakal bahçem olsun..içinde kaybolayım kadar büyük olsun:)

26 Ocak 2010 Salı

günbatımını istediği saatte,sadece sandalyesini çevirmek koşuluyla izleyebilen küçük prensi kıskanırdım önceleri..ama şimdi günbatımının büyüsünün, onun bir zamanının olmasına bağlıyorum ve kaçırmamak için sahile koşturduğum akşamları iple çeker olduğum için hayatını karmaşıklaştıran bana kızıyorum. buz gibi yaz akşamlarını geçirdiğim cennette, geceleri yıldızları üstüme örtüp, altımda taşların soğukluğunu hissettiğimde, işte o an, belki de sadece o an ben oluyorum..ve kimsenin duyamayacağı bir ses tonuyla bir şarkı söylüyorum..gezegenlerden birinde beni duyan var elbet..yüzümü öpen sıcacık bir yıldız var hissediyorum. ama kim o bilmiyorum. bilmemek de güsel bazen. günbatımına yetişmeye çalışmak kadar güsel.

yalınayaktım geceleri..üşümezdim.ayaklarıma sular değer giderdi.secde ederlerdi varlığıma.kutsaldı yaz geceleri, dizlerime kadar ıslanmaktan korkmadığım zamanlarda.taşların dalgalarla girdiği savaşta geri çekilirken çıkardıkları yılgın sesleri dinlemekti en büyük keyfim..yine döneceğim..
bir şarkının içinde birlikteyiz ama sen başka cümledesin.

25 Ocak 2010 Pazartesi

bir damla bir bavul.(1)

bir benle bir dünyayı dolaşsam..dünyayı evirip çevirip, bir kumbara gibi çalkalasam içinden güsel bir şeyler düşer mi diye baksam.eğer düşerse bir düşün içinde kaybolsak..
bir benle bütün sahillerde anlardan gebe olsam, bir sürü an doğursam dünyaya..herbirini severek kucaklasam.. dalından meyveler yesem adlarını hiç bilmediğim..meyveler yarım kalsa ağaçlarında..çocukların halkalarında bir el de ben olsam..dillerini hiç bilmediğim çocuklar.kabileler görsem..soyunsam ve boyansam onlar gibi.şifalı otlarından çeksem içime..bir benle rüzgara savaş açıp atsam kendimi en yüksek şelaleden hiç bir yerim incinmese..hiç kimseyi incitmesem.

24 Ocak 2010 Pazar

kar yağarken far away dinlerdim bir zamanlar..şimdi yapmıyorum bunu. kendimle o kadar başbaşa kalmak bazen yaralayıcı oluyo..insan kendine neler itiraf ediyor, kendine ne kadar tükürüyor bazen, pişmanlıklar başbaşayken daha çok sivriliyor,etinizi yırtıyor ruhunuza kadar dayanıyor..kendine dürüst olmak zordur belki bilemiyorum ama bunu yapabilecek güçte olsanız bile bazen kendi söylediklerimize inanamayacak kadar yabancı oluyoruz.neyse işte..ben bir zamanlar dinlerdim far awayi.ve dinlerken ne düşünürdüm kar tanelerinin altında hatırlamıyorum ama sadece aşk doluydum. bi anda karar verip istediğimi yapabilirdim.sanırım buna gençlik diyorum artık.öfff neyse bi şarkı dinleticem altı üstü..ii dinlemeler..belki bir gün dier yarımı kurtarabilirsem daha mutlu şarkılar dinleriz..

dikkat kaygan zaman!

ööfff tunayttt



pencere önü..kar taneleri..ışığa doğru gitme vakti.

23 Ocak 2010 Cumartesi

kendimi bu adama benzetiyorum..zaman kayması yaşıyorum buzlu hayatta.

masalsı kısamsı

bir varmış bir yokmuşşş... ülkelerden birine yağan yağmurun bir damlası o ülkeye değil de bir masal diyarına düşmeye karar vermiş.evet bunun sonuçları onun için zor olabilirmiş,yalnız kalabilirmiş,dinlenecek bir dal bulamayabilirmiş...ama buna rağmen o, diğerlerinin yağdığı ülkeye değil de geceleri çocukların gittiği masallar ülkesine yağmak istemiş..doğduğu andan beri öyle bir yer aramış çünkü.bunun için birlikte yağdığı damlalar gibi olmaktan vazgeçebilirmiş.

yavaşça tutunmuş bir dala. ordan bir ev kestirmiş gözüne..bir baba çocuğuna bir masal anlatıyormuş..işte o anda bırakmış kendini rüzgara ve masalın içine düşmüş.. tahmin ve hayal edemeyeceğiniz kadar gezmiş..masallardan rüyalara..bütün çocukların düşlerinde gezinmiş..bir düş gezgini haline gelmiş..kıtalar dolaşmış masallar sayesinde..derken bir gün..(yazımı burda sonlandırıyorum çünkü bir şekilde o damlayı hayalet prensin yanına götürecektim.bunu ona yapmak istemedim)



gökten bir şey düştü ellerime..(ne olduunu anlamadım)

zaman dediler..ve anlatmaya başladılar..
bir kabus gördüm.şimdiye kadar gördüüm en güzel kabustu.gözlerim hep kapalı kalsın istedim.yağmur yağıyordu.yüzüne bir damla düştü adamın.
ve pufffffffffff adam söndü..



uyandım.
.
.
.
.
.

20 Ocak 2010 Çarşamba

abana....dier bir adı cennet.











bana bunu yaptırmıcaktınız..kursum ve annem olmasaydı, ve abanada kimsem olmasaydı şuanda evet şuanda burda koca popomun üstünde oturmaz, yolda olurdum..ühüüü...:.( bana cenneti hatırlatmayın ki bu cehennemde cenneti düşlemeden yanayım.




18 Ocak 2010 Pazartesi

minibüste aklıma ancak bu kadarı geldi..yine de iisiyle kötüsüyle seviyorum kendimi:)

ruhun çürümüş
içinde kurtlar yürümüş
bi bakmışım sen artık içi boş bi bedene dönmüşsün..
bir karın sancısı, biraz içler acısı, bir yudum şarap gibi buruk tadı..
bi bakmışım sen beni öpmüşsün..

14 Ocak 2010 Perşembe

far away...
ben çok başka bi yerdeyim senden sonra.burası sizlerin dokunabildiği herşeye ve her yere uzak..burda olduğumu sanıyorsunuz sırf arada konuşuyorum diye.aslında sadece uzaktayım.tek başıma bir hayalle birlikte..uzak bir hayalle..soğuk bir gecede ruhumun kabuğunu soyan o adamla..

13 Ocak 2010 Çarşamba

7

Ruhun çoookk eski ve bi o kadar da gizemli bir ev gibiydi..kapıyı araladım.göz ucuyla baktım.korkulacak bişey yoktu.sessizce girdim.kendine has bir kokun vardı.sarhoş ediyordu.başımı döndürüyordu.kokun beni sana getiriyordu ama kendimden çıkarıyordu.bütün odaları gezmek istiyordum.bütün odalarında uyumak..bütün kırık zeminleri tamir etmek,bütün isli duvarları yıkamak..ama yapmadım.senin bu halindi beni kendine çeken..yaşanmışlığıyla, kırıklarıyla, benden önce gelenlerin bıraktığı izlerle.. kokunu takip ediyordum hipnotize edilmiş gibi..yukarı çıkmak istiyordum.çatırdayan merdivenler biraz korkuttu.ama geri dönemeyecek olsam bile yukarıda bir yerlerde olduğuna emindim ve yanına kıvrılıp dinlenebilirdim.yanında pamuk prensesin olabilirdim..bir koridordaydım..diğer prenseslerin resimleri tozlanmıştı duvarlarda.bense o an hangimiz daha güzel diye içimden geçirmeden edemiyordum. bir kapı aralandı rüzgarla..kokun nefesimi kesti..hızımı kesti..inanamadım seni ilk defa böyle görüyordum aramızdaki kapıya rağmen..çok nettin.ince bir pikenin altında üşüyordun..titriyordun sanırım.yüzünü göremedim orda..sadece kalbin vardı.sıcaktı.yanına uzandım.boynuna bir ben bıraktım.o anı unutamadım.yüzünü dönmedin bana.sadece sarılmama izin verdin.uyuyup kalmışım başımı sırtına yaslayarak..seninle uyuyoruz ruhunun en üst katında birbirimizin kurbağası oluncaya kadar..

12 Ocak 2010 Salı

suya dokunur gibiydin önce..şimdiyse suyun önünden çekilmiş yüksek bi yerden akmasına düşerken can vermesine izin veriyorsun..böyle bişey olmalı içindeki tanrıyı unutmak..inan tanrılarda yanlış yapar..hem de bilerek isteyerek.nerden mi biliyorum.çünkü bizi aynı suda buluşturmuyor..çünkü içim çok acıyor.çünkü bazen bir fındık gibi dişlerimle kırasım geliyor dünyanı.çünkü bazen bir şişe açar gibi açasım geliyor kalbini.çünkü çok yalnızsın.çünkü ben yokum.hoşça kal..
suya dokunur gibiydin..

2

sen beni öldürürken bile ellerini boğazımda hissederken mutluyum ve titriyorum..

11 Ocak 2010 Pazartesi

1

okuduğu bir kitaptan çokca etkilenmişti. bazı şeyleri sorgulamasına neden olan o kitaba devam etmekten ve hayatının aslında hiç de olmasını istediği gibi sürmediiğini fark etmekten korkuyordu.ama yine de kaldığı sayfadan devam etti. ama aynı zamanda hayatta da kaldığı yerden devam edecek olmanın sıkıcı sisli havasını soluyordu.
aşk dediiniz şey ölüm gibi.önüne geçmek mümkün diil.arkasında durmak fazlasıyla tehlikeli.yanında kalmak ise tek mutluluk..ne var ki aşkın ısısında, onun yanında durmak en zor şey..sen hep orda kal aşk.
sen huzur bulduun yerde uyan kollarında bulutlarla.sen var oldukça dönüyor dünyam.

bu dizeleri okuduktan sonra kendine duyduğu öfkeyle kalakaldı.yalnızdı.bir yalnızlık kaç kilometre olabilirse o kadar yalnız..alabildiğine.kalbine götürdü elini.fazlasıyla sert atıyordu, yerini sahibine hatırlatmak istercesine.okumak korkutuyordu çünkü kendine soru sormak artık yapamadığı bir şey haline gelmişti.aşk korkutuyordu, çünkü çok zamansız çıkagelmişti elinde valiziyle.davetsiz bir misafir de diildi oysa.sanki misafirin ne zaman geleceğini unutmuş bir ev sahibiydi o. geldiğinde kovulamayacak kadar güseldir..
eli kalbinde.uyuyakaldı.rüyasında gördüü o adamla kavuşmanın tek yolu buydu galiba.derin bi uykuya daldı çünkü aşkın tek yolu onun için uykuya uyanmaktı..

9 Ocak 2010 Cumartesi

mixerdeki anlık haleti ruhiyeler..

herşey fazla zor ve fazla güzel olmaya başlamışken
bir şarkı söle rüzgara ama rüzgarın daha önce duymadığı bir şarkı olsun..

senin o acı yüzünde, o kuyu gözlerine bırakırım kendimi..kuyunun sonu yoktur düştüüm yer yoktur,zamanda yolculuk gibi gözlerin..orda benden başkası yoktur..inan bana benden başkası yok...gözlerinin en aydınlık yerindeyim..geçmişten birilerini soruyosan hayır burda olsalardı görürdüm..hadi sen şarkına devam et..sesine aşık rüzgar, biraz olsun sakinler belki...rüzgarla ben sesinle çekiliriz içine.

bir tanrıçanın tanrıya aşık oluşu gibiyiz seninle..sanki evrenin bütün dengesi buna bağlıymış gibi..mitolojide eksik bişiler kalmış da biz yüzyıllar sonra tamamlamak için doğanlardanmışız gibi.dinliyormusun beni..

herşey fazla zorlaştı...benim saatim biraz ileri seninki biraz geri..aynı anda buluşmak imkansız gibiyse de bazen hayata çelme takma cesaretini gösterebilmeliyiz...hı? neyse sustum, seni dinliyorum..