tıngırdasın

Loading...

hell*o

bişilerkaralamakbelkidebişileraklamakiçinburadayımbenhoşgeldimsizdehoşgeldiysenizbuyrunhoşgelmediysenizdağılınhüleynneişinizvarburda

15 Mart 2010 Pazartesi

yapılacak bişey yoktu. gidiyorum dedi ve gitti. rüyalarımın erkeğiydi sadece.gerçeğe taşınmak ve nakliye bedeli ödemek istemiyordu.
tutmuyordum. işte geldiği gibi gidiyordu. tesadüfen gelmişti. planlayarak gitti. düşmüyordum peşine.gitme diyemiyordum. rüyalarımızda mutlu olmamızın, uyandığımızda da mutlu olmak gibi bir garantisi yoktu.böyle bir hediye bahşedilmemişti bize.olsundu.gitsindi.yalnızlığında eriyen bir aspirin gibiydim şimdi.

11 Mart 2010 Perşembe

herşeyi yakarım demek için birşeylere sahip olmak gerekir..!

7 Mart 2010 Pazar

bir hayal kurdum.
sen vardın.
benimleydin.sadece bi kaç karede evliydik, ne komik di mi?
koşuyoduk sahilde..dizlerimize kadar ıslanmıştık.
sen bana bulanmıştın ben sana.
kumlar yapıştı çıplak ayaklarımıza.
çırılçıplaktık ama sadece biz görebiliyorduk bunu.
elimi hiç bırakmıyordun.
birbirimizin içine yolculuk eden seyyahlardık.
çok eğleniyorduk
kuralların yoktu orda.
dünyadan büyük kahkahalar atıyorduk ilk defa!
belki geceydi belki sabah..bunun bi önemi de yoktu bizim için..
çünkü geceyi sabaha bağlayan bizdik..
bir hayal kurdum.
ben vardım.kollarında uyuyordum.
uyanırsam giderim,uyanırsam git dersin diye gözlerimi açmıyordum.
fısıltını duyuyordum ensemdeki tüyler kıpırdanıyordu.
parmaklarının arasında bir et yığını olmamak için ruh oluyordum.
en güzel dokunuşlarını bir sandıkta biriktiriyordum..
seni istediğim anlarda, ki her ana karşılık geliyordu bu, sandığı bir gelinin çeyizini açarken duyduğu heyecan gibi değil de bir hazine bulmuşçasına açıyordum.
çıkıyordu dokunuşların..parmakların gümüşsü bir parıltıyla aydınlatıyordu tenimi. hazineydin bana henüz bahşedilemeyen. ruhum kıyılarına uzanan kum gibiydi..denizin olmak isterken.
kumdum.kuruydu yüzeyim..kazdıkça sırılsıklam aşık oluyordum.ne tuhaf di mi..diplerde bi yerlerde denizimi hissediyordum.ayak parmaklarının arasına yapışıp evine kadar götürdüğün kumdum işte..her gece, yalnızlıklarında özgürleşen bir adamı görüyordum. denizi izliyordun bazen..bense seni. denizin ufaladığı kumları kim görebilirdi ki..
bir hayal kurdum..
hep beni hayal ediyordun.

5 Mart 2010 Cuma

mırrrr...

tüylerimi temizliyodum.
aslında beyaz olanların siyahlardan fazla olmasına üzülüyodum.
bu beni olduğumdan yaşlı gösteriyodu.
ve diğerleri de bu yüzden başka dişilere kur yapıyolardı.
neyse işte o sırada bir konuşmaya tanık oldum.
dillerini biliyodum.daha önce güzel bir evde yaşamışlığım vardı.ama sonra özgürlüğüme mi yalnızlığıma mı düşkünlüğümdendir bilinmez, sokaklara dönmüştüm.
konuşma bir dişi ve bir erkek arasında geçiyordu.dişinin erkeğini sevmediği her halinden belliydi. "yapamıcam daha fazla bu şekilde yürütemicem diyodu.yalnızlığıma o kadar yapıştım ki seni kabul edemiyorum yaşamımda.seninle bütünleşemiyorum kendimi bu kadar yalıtmışken".
eveeett konuşmanın nereye gideceği belliydi..saklandığım otların arasından yavaşca geri dönerken beni gördüğünü hissettim dişinin."gel piisii pisi" dedi yanındaki erkekle konuşmasının bölünecek olmasına aldırmadan. ben de belki durumu kurtarırım düşüncesiyle yavaşca ama inanın ki tereddüt bile etmeden gittim hemcinsimin yanına.
beni sevdi..biraz önce temizlediğim tüylerin üstünde gecenin üşüttüğü elleriyle gezindi.sanki bi yakarış gibiydi bu.boynumu sevdi.gıdıklanıyordum uykum geliyordu.kucağında uykuya dalabilirdim her an.ama yapmadım.sürekli ses çıkarıp konuşmalarına engel oldum.erkek inatla konuşmaya çalışıyordu. dişi ise kafesinden çıkmaya çalışan bir kaplan gibiydi.tehlikeli özgür korkusuz..işte buydu onların ilişkisinin yürümesine izin vermeyen şey. dişilerden hep bu özelliklerin tam tersini bünyelerinde barındırmalarını beklerlerdi.o ise bu beklentileri karşıladıkça kendisi olmaktan çıkıyordu.dünyaya başkaları olmaya gelmedik hiçbirimiz.beni kucağına oturtmuş bir güzel seviyordu bu durumdan memnundum ama içten içe biliyordum ki, onu o haliyle,yani tehlikesiyle özgürlüğüyle gücüyle sevmekten korkmayacak dokunmaktan korkmayacak birini düşlüyordu.
erkek anlamakta güçlük çekiyordu. asla da anlayamayacağı bir konu üzerinde tartışıyorlardı.
erkek ağlarken dişi taş gibi sertti. belirli durumlarda belirli rolleri yapacak kıvamı çoktan geçmişti.anladım.
anladıklarım bu gece bir beyaz tüy daha yerleştirdi gövdeme.
iyi geceler dedim kalkarken kucağından.. beni anladı mı bilinmez, bi öpücük kondurdu başıma..

3 Mart 2010 Çarşamba

gerçeküstücü

gözlerinin bir mum kadar titrek
parladığı o gece,
anlamalıydım gerçek olmadığını
suyun sesini kapattığında
zamanın rengini ayarladığında
kim bilir kaç olmuştu saat
perşembeyi çoktan salıya bağlamıştı bir cellat..
birazdan idam vakti olmalıydı
herkesin gözleri önünde
küllerini savurmalıydık bir nehre..
anlamalıydım gerçek olmadığını
televizyonda gördüğümde seni..
birşeyler söylüyordun ama bana değil.
birşeyler yaşıyordun ama beni değil.
kokusunu açtığında çiçeklerin
düşürdüğünde ısısını gecelerin.
ellerini rüzgara teslim etmiş ben,
sınırsızı oynayan bir filme dönerken anlamalıydım.
sebepsizce sonuca ulaşmak için koşuyorduk
sonuca ulaşmak için sonsuzu boğuyorduk külleri döktüğümüz o nehirde.
bir tahta oturuyordum
savaş başlıyordu ikimiz arasında.
ülkelerini savunmaya geçen yalnızlardık
kim ister ki yalnızlığı feth edilsin..
kılıçlar kuşanılmıştı saplıyorduk kalelerimize..
tvnin dışına çıkıp hayata değmek istiyorduk.
ama bir yandan yemyeşil kanıyorduk aynı ağaçta.
şehvetimizi içiyordu daldaki baykuş
derken karıncalandı vücut bulduğumuz kutu.
görünmedik.
yok olmadık.
tekrarımız hiç verilmedi yeniden izlemek isteyenler için.
hiç bir kaydı yoktu savaştan sonraki terli sevişmelerimizin.

1 Mart 2010 Pazartesi

Bazen.
evet bazen olur.
tüm olağanlığıyla-olağanüstülüğüyle ve tüm olanaklarıyla-olanaksızlığıyla içinizden, birinin içine tutunursunuz. belki bundan haberi bile yoktur ki çoğu zaman olmamasını tercih edersiniz korktuğunuzdan.
hep diyorum, bir kere daha dememin sakıncası olmaz.yahu birinin içine taa içinizden tutunuyorsanız bunu bilmeyi hakediyordur o her kimse. asıl ve en önemli soru da şu olmalı, siz onun içindeyken, o sizin dışınızda rahat mı? yani doğmamış bir bebeğin anasının karnını arada bi tekmelerle yoklaması gibiyseniz hiç durmayın orda, onu da yormayın. sessiz ve sakin, onun içindekiler kısmını okuyup, beğendiyseniz evet orda kalın biraz daha. okumaya başlayın onu. yorumlarınızı kendinize saklayın, onu ona anlatmak yapabileceğiniz en anlamsız şeydir çünkü. ahh bilmez miyim, yanında bir dakika bile susmak istemezsiniz bazen. çünkü yıllar sonra ortaya çıkıvermiş bir çocukluk arkadaşı gibidir o. sorulacak ne çok şey vardır ve anlatacağınız bütün bir hayat..ama şııı..susun.sustuğunuzda duyacak kadar güzelse kalın yanında sabırla, sükunetle.
benim istediğim, bir adamı sonu yoksa okumaya başlamak. yeni serüvenlerle dolu olduğunu bilip, büyük bir merak içinde akışına bırakmak. o adamı kendi denizinde yüzdürmek ve batmasına da göz yummak bazen. çünkü deniz de odur, kaptan da.hayat onundur. en güzeli, battığında da siz ordasınızdır, çıktığında da.her yerde karşısına çıkmak da değil bahsettiğim.

bazen. ever bazen olur.
dudaklarınızda anlamsız olduğunu düşündüğünüz, arsız bir gülüş belirir. siz değilsinizdir o gülüşe anlamını veren. Tamamen odur. vücudunuzda,sadece siz bilirsiniz ama, onun parmak izleri kalmıştır. bazen bu izler takip edilmelidir zira onlar pusula gibidir. hep sevdiğinizi gösteren ve bundan şaşmayan bir pusula.. o pusula sizi ona götürür ancak o, sizin ona gitmenizden memnun olmayabilir. iyisi mi biraz huzur bulun ki kendi kendinize, ona da huzur verebilin..bir tutam huzur bir an kadar değerlidir çünkü.

not: bazı benzetmeler yapılmıştır kelimelere dökebilmek adına. aslında hiçbirşeye benzemeyendir en güzeli:)