tıngırdasın

Loading...

hell*o

bişilerkaralamakbelkidebişileraklamakiçinburadayımbenhoşgeldimsizdehoşgeldiysenizbuyrunhoşgelmediysenizdağılınhüleynneişinizvarburda

27 Ağustos 2012 Pazartesi

onursuz olmasın aşk demek gibi

yeri gelmişken aşığım ben o adama
ve adamın bir ismi var, bir ruhu var bir kişilği var bir beni var
kimse bilmezken onu
o var.
o kimsenin çoluğu çocuğu kardeşi dıdısı bıdısı değil..
o o.
o onur.
benim de değil.
senin de değil.
yeri gelmişken aşığım ben o adama.
onun bir adı var
onur.

edebistantan hazistana kaç km?

müsait misin sana geliyorum dedi hatun
sen bilmez misin ben her zaman tuttum açık kapılarımı, buyur gel dedi şeytan
yarım saate kadar ordayım dedi hatun
bekliyorum dedi şeytan,çatttt kapattı
hatun geldi şeytana
şeytan kucağına aldı hatunu
hatun şeytanın kucağında dans etti
hatun simsiyahtı
hatun kirliydi
terk etti çoktan masumiyeti
şeytanın yüzüne bir tokat attı en okkalısından
şeytanın suratında hınzır bir gülüş..
şeytanın ağzında otundan çıkan halkalar.
hatun halkanın içinden geçiyordu
incecik belinde bembeyaz duman
duman ki tenine işliyordu
duman ki örtmekteydi "edep" yerlerini
hatun ki şeytanın kuyruğunu yalıyordu
"haz" cüret edilmesi kolay olmayan şeylerde vardı
bir hatunun şeytanın kucağına bile bile oturması hiç kolay olmasa gerekti bir hazistan gecesinde
mumu söndürdü şeytan, müziği açmaya yeltendi ıslak kuyruğuyla
hatun farketmemiş gibi yaptı biraz tedirgin
alkolü seviyorum dedi hatunun iç sesi.
iç sesini duyabildiğine sevindi
derken bütün iç sesler harflere dönüştü
harfleri susturmayı denedi
beceremedi becerilirken
ağzından çıkan cümle hüzünlüydü aslında "devam et"
şeytanın gözünden bir damla döküldü hatunun dik memesine.
işte bu kadardı.
edebistan ve hazistan arasında bir an kadar kısa bir mesafe vardı.
hızı siz hesaplayın artık..




23 Ağustos 2012 Perşembe

ölüler sadece kendine aittir.
yaşarken kendilerini çarpanlarına ayırmışlardır
ölüm bir tümdür.
yaşamaksa yaşamak işte.

21 Ağustos 2012 Salı

herşeyibilenamayinedesoranmemelerikukularınakadaruzananteyzelernoktakom

memeli teyzeler çalıştığım mini müzeye gelip, aa  bi yerden tanıdık geliyosun deyip bütün hayatımla ilgili bilgiye sahip olup gidiyolar. be gerizekalı teyzem sana sesleniyorum. sen buraya benim kimin torunu kimin nişanlısı kimin kızı vs vs öğrenmeye girmedin heralde. sen bu müzeye niye gelmiş olabilirsin. tabak çanak görürsün, bi iki bilgin olur kasabayla ilgili. yahu kadın durduğu yerden tabak çanağa bakıp ki o sırada ben de onun çanağa bakıyodum, sonra benim hayatımla ilgilenmeye başladı.
be teyzem o koca memelerini koca poponu nerede nasıl büyüttüğün belli oldu.
garibim başkalarının hayatlarıyla o kdr ilgilisin ki kendine fırsat kalmamış gibi gibi.. neyse.ben damlayım. birinin torunu birinin kızı filan diilim lan. damlayım. ne zavallı insanlarımız var. içleracısı.com

13 Ağustos 2012 Pazartesi

haydari

sen mavi bi zürafasın
ben kırmızı bi gökyüzü.

gel aynı masada beyaz bir haydari ol şimdi kolaysa.. 

9 Ağustos 2012 Perşembe

uzun boyunlu kadın olmak zordur

lütfen bana bakma
bunun anlamını sen çok daha iyi biliyorsun
geçiyorken uğradım ve hemen gitmem lazım gibi bak bana.
içindeki iyi kötü şeyleri görmeme izin verme.
çünkü baktığında görmeden edemiyorum.
oysa diyorum, oysa sen bir gezginsin
seyyah demem hoşuna gider miydi bilmem ama, sen bir beden  gezginisin.
 doğru ruhu bulana kadar kaç beden çiğneyeceksin.(bazılarını çiğneme zahmetine bile katlanmadan yuttuğunu bilirim)
bedenin tül kadar incelecek sürtünmekten.
hayır doğru ruhu bulmadın!
bulmuş olsaydın back to the past'i izliyo olmazdık
onlar sadece medcezir.
sen ay mısın sanki.
bana bakma. ben bende değilim.ben evde yokum. ben sende yokum.
burada böyle zırvalayan, okuma yazma bilen bir robotum sadece.
buraya kadar yazıyorum.
sana kadar susuyorum.
öptüm. bye.



tanrım dilimin ucunda

hindistandayım.bir çarşıya girdim. burası çok kalabalık ve sıcak.
peynirlerin üzerinde sinekler geziyor.
buraya hiç gelmemeliydik diyor bir ses, benim bundan iğrenebileceğimi düşündüğü için..
yanılıyorsun diyorum
burada ruh var.
ben hep mekanların ruhu olduğuna inanır, insanların bundan yoksun olduğunu düşünürüm.
o yüzden insanlar bana sadece et yığını olarak görünüyor.
mekanik hareketler yüklenmiş et yığınları.
oysa burası bir ruha sahip.
-benimle geldiğin için teşekkür ederim
-ben hep seninleyim
-biliyorum(yutkunuk) biliyorum
çarşıyı gezmeye devam ediyorum
bilmediğim dilde konuşmaları bana iyi geliyo
bilmediğim yerde olmak da öyle
baharatları tadıyorum
türkiyeye döndüğümde harika yemekler yapacağımı düşünüyorum
insanın kendi dilinde düşünmesi de garip geliyo
kendi dilinde sövmesi de.
aslında düşünebilen canlılar olmamızdan müzdarip olduğumu düşünüyorum
zira düşünmeyip, içgüdüsel davransak hiç bi sorun kalmıcaktı.
tanrı bizi niye diğer canlılardan ayırmıştı?
onların sınavı neydi peki, madem bizim her hareketimiz bir sınav.
hayır..öldükten sonra yaşayacağıma inanmak istemiyorum
ve orada başkaca bi hayat süreceksek, burada niye ters dönmüş böcekler gibi debeleniyoruz
ve neden bir tanrı tarafından debelenişimiz izleniyor, sevişmemiz izleniyor,sıçışımız izleniyor, kavgalarımız izleniyor, regl günlerimiz izleniyor, ağda yaptırışımız izleniyor, geyirmemiz izleniyor, kakamız izleniyor, zinalarımız izleniyor???
bir adamın bütün vücudumu diliyle ezberlemesi neden tanrının görüş alanında?
madem bunları yapmamız ayıptı, neden bizi ikilemde bıraktı? bu biraz gaddarca değil mi?
bir adamın hatta afedersiniz ama birçok adamın küçük ya da büyük kızlara tecavüz edişini neden izliyor?
bu nasıl bi sınav böyle. egosunu tatmin etmeye çalışan biri olup çıktı tanrı.biz iyi olur sanıyoduk. 
o da herkes gibi zenginleşince sapıttı.
bunları sadece seninle konuşabiliyorum.
çünkü dilimin ucundasın.
benimle hindistana kadar geldin.teşekkürler tanrım:)

7 Ağustos 2012 Salı

ruhtan tortular, nuh'tan gemiler

geceydi yine.
içmiştik biraz.
gömlek giymezdi pek.
o gün giymişti.
lanet olsun harika görünüyordu.
geçen zamanı hatırlamıyorum.
gömleğinin karelerine bakıyordum.
karelere kendimi iliştiriyordum.
her fotoğrafta gülüyordum.
sesinin bana gelişi gecikiyordu.
dudakları sürekli dans ediyordu.
beni dansa kaldırsalardı ya, diye geçiriyordum içimden.
derken kırıcı ezici parçalayıcı bir laf etti.
nedendi bilemedim hiç.
evet biraz kırılgandım o zamanlarda da.
o da ben kırılırken seslerini duymuştu parçalarımın.
ben gidiyorum dedim mi demedim mi hatırlamıyorum.şimdi bunun bi önemi yok nasılsa..
hızla karanlığa karışıyordum.
peşimden geldi.
inanabiliyo musun
peşimden geldi diyorum. kolumu tuttu.
o an bana elektrik çarptığına yemin edebilirim
o an karnımda solucanlar uçmayı öğreniyordu sanki
içimde bir geyik korkmadan bir çitanın yanına koşuyordu
bırak beni dedim mi demedim mi noldu bana nerdeyim nasılım (mükemmelim)
işte o an.
yani peşimden adımını bile atmayacağını düşündüğüm o an
bana "gel" diyodu.
ben de gitmiştim diye hatırlıyorum.
nuh'un gemisine biraz ısrardan sonra gelmiştim
nuh beni öptü.
geyik olmak çok güzel diye düşündü ben.
ben nuh'u öptüm
titriyordum.dokunuşları hafif ve çekingendi.
tüm bu olanlara inanamayarak eve dönmüştüm. bahçede biraz ot yiyip, evin kapısını açtım.
soyundum geyikten.
onu aradım. sabaha kadar ne konuştuk, hatırlamıyordum.
güzeldi.
aynı ormanda ona bi daha rastlamadım
aynı gemide bi daha ona rastlamadım.
mutlu bi sonu yoktu bu hikayenin. ama mutsuz da değildi.
yaşan'anlar yaşananlar olarak kalmaya devam edicekti.


2 Ağustos 2012 Perşembe

hayattır o. burcumdur. yağmurumdur..

iyi ki doğdunnnnnnnnnnn burcum!!!
burcu mu kim? size şöyle bi anlatayım o zaman.
gerçi anlatılmaz öyle bişi yaşanır ama deneyelim ve görelim.


adı burcu.
yaşı artık tam olarak 28(yanlışım varsa düzeltsinler.)
boyu hep benden uzun. 
parmakları harika.
tırnakları da bu harikalığa dahil.
seçici.
saygı duyulacak bir duruşa sahip.
şu an trtde muhabir.
aslında o bir sosyolog.
o bir tiyatrocu(yok be damla ne tiyatrocusu diyeceğini şimdiden duyuyorum)
ve bu blog için asıl önemli olan şey de, burcu'nun bana doğum günü hediyesi olarak ikincieldaktilo almasıdır.iyi ki de almıştır. bu blogun ismi onun sayesinde cuk diye oturmuştur. 
gel gelelim gözleri şeklen yaprağı andırmaktadır ve bu da yetmezmiş gibi bir de yemyeşildir.
yahu ne gerek vardı. hem ben renkli göz sevmemdi. tühtü. bu kadarına ne gerek vardı.kıskançlığımı dizginleyip yazmaya devam etmeliyim değil mi?
çocukluğumuzdan beri aynı toprağa basmış aynı çeşmenin sularını içmişliğimiz olsa da, bizim serüvenimiz lisede aynı okula gitmemizle başladı.
şu an nasıl delilikler yaptığımızı burada şak diye anlatacak değilim. ergendik işte. istediğimiz gibi oluyordu herşey. yazılar yazıyor birbirimize okutturup birbirimizin eleştirisini yapıyorduk.
bi ara şarap işine girelim diye düşündük. bi ara burcu çalışsın ben yiyim diye düşüdüm(lisede benden pek umut yoktu da:)) neyse burcu aynı zamanda başarılıydı. onu da geçtim. yapıcıydı-çözüm odaklıydı. hala böyle bi insandır kendisi. kesinlikle zevkli bi kişiliktir.
....
evet bişeyler zırvaladım. ama tabi bu onu anlatmaya yetmedi.
aman tanrım nasıl unuturum. inanamayacağınız şekilde duygusal biridir.
siz buna inanamayabilirsiniz çünkü sadece çok sevdiklerinin(belki de çok güvendiklerinin) yanında arkasına yaslanır. ailesi onun için çok ama çok değerlidir.hatta onun ailesi benim için de oldukça değerlidir. ona verdiğiniz sevgiden yıllar boyu pişmanlık duymazsınız çünkü beklemeseniz de karşılığını verir.asla yarı yolda bırakmaz. asla asla demez çünkü hayatta herşeyin bizim de başımıza gelebileceğini bilir.
onun yanında olmak huzurdur.onun yanında olmak çocukluk arkadaşınızla saatlerin nasıl geçtiğini anlamayacağınız bir oyun oynuyormuşsunuz hissiyatıdır. onun yanında olmak sümüğünüzü içinize çekmeden ağlamak rahatlığıdır. onun yanında olmak dalgalara aldırmadan koşabilmek deliliğidir, onun yanında olmak güne taze bir meyve suyuyla başlamak gibi ferahtır.
o iyi ki doğmuştur. onun adı burcudur. ama ben senelerdir ona yağmur derim. çünkü ben damlayım,o da yağmur. çünkü ben onun damlamaktan korkmayan damlalarıyım. yaprak yeşili gözlerinden akıp gittiğimde habersizdir. neyse duygusala çok fazla bağlamadan yazımı sonlandırmak istiyorum. 
o iyi ki doğmuştur. onu hep seviyorumdur. çünkü bu böyledir. ve burcuya hediyedir burada daima kalacaktır.