tıngırdasın

Loading...

hell*o

bişilerkaralamakbelkidebişileraklamakiçinburadayımbenhoşgeldimsizdehoşgeldiysenizbuyrunhoşgelmediysenizdağılınhüleynneişinizvarburda

31 Mayıs 2010 Pazartesi

ilişki itaattir.
itaat etmeye katlanamayan insan isyan başlatacaktır elbet.
sadece aşk, özgür bir ruhta barınabilir. ilişkisiz de var olabilir.
aşk göçebedir. güçlüdür bu yüzden de.
ilişki şehirlidir. yalanlarla yaşar. maddiyatla beslenir.
yine de her ikisi de bizim seçimlerimizle olur. ikisini de denemeye değer..

25 Mayıs 2010 Salı

düş salgını 9

düş salgını başladı. siz kaçın. ben düşlerken ölmeliyim.
ruhlarınızın çitlerinden atladığınız an, gerçeğe varıyorsunuz.
orda biri var. bu salgından kurtulmayı başarmış, bağışıklığı olan biri.
gerçekte, düşleriyle kalmayı başarabilen tek insan.
ben onu sizin gördüğünüz gibi göremicem bir daha.
benim için bir kaşife benzicek belki ya da ne biliyim, bir zaman tüccarına.
ağaç dallarını andıran kanatlarıyla, bir prense belki.

ama sizin gördüğünüz gerçeği, damarlarımda gezinen yüksek doz düş yüzünden göremicem.
onu sevdiğimi söyleyin ona.
hadi acele edin.

...


yüzleriniz değildiniz siz. ancak sevilen insanı olduğu yüzüyle görememek de acıymış.
burda kalarak hata mı ettim dersiniz?
yo hayır..
çünkü çitin diğer tarafında dokunmak yasaktı bize..

24 Mayıs 2010 Pazartesi

13

sandığınız gibi değildi.
ne yüzü önemliydi
ne teninin rengi..
bedeninin içinden geçebildiğiniz anda ziyafetiniz başlıyordu.
çoğumuz yanıldık.
beden kapısının içinden geçmeye korktuk mu bilinmez.
günün birinde bir adamın kapısını araladım.
yüzünden renkliydi ruhu.
cennet dediklerini yanlış anlamışız.
cennet orda başlıyordu.
ırmaklardan aşk akıyor, kana kana içiyordum.
şifa buluyordum
saatler eriyordu sıcağında.
sesim susuyordu kucağında
enstrümantal kayalıklarından atlıyordum
düşüp boğulurum diye beklerken tadının denizinde
kanatlarım oluyordu aşktan
her çırpışımda saçılırdı bilinen tüm hislerin aşk hüzmeleri
adını hiç duymadığınız hisler de vardı çünkü orda..
belki de sadece o adamda.
bir kadehe konuyordum
başkalarının dudaklarının hiç değmediği bir kadeh..
içinde yüzülesi alkolün sarhoşluğuydu adam.
daha önce hiç gitmediğim aydınlık bir vadide uzanıp,
ruhunun gecesini bekledim.
yıldızlar buradan nasıl görünür merak ettim..
sonra kristallerin birbirine değerken çıkardıkları sese benzer bir sesle
bir bir doğdu yıldızlar..
gece yoktu burada anladım.
ışığı kör ediyordu köreltiyordu tüm kibirli hallerimi..
tertemizdim. duştan yeni çıkmış kadar ıslaktım.
sandığınız herşey, bildiğinizi sandığınız o aşk masalları
hepsini unutun o kapıdan sonra..
bir daha o kapıdan benden başkası girecek olsa bile,
kurallarınıza ve kılavuza ihtiyaç duymayacaksınız inanın.
çünkü doğrularınız yalanlardan başka birşey doğurmamıştır bugüne değin,
çünkü onun içi sizinkinden hep daha derindir.
çünkü o sandığınız gibi değildir.


kum taneleri gibi görünse de,
fırtınalarınız varsa eğer sizi acıtmaktan çekinmeyecektir.
bazı kadınlar için hayat bir resim sergisi sanki.
boyanıp kuşanıp olmadıklarını olup bir tablo gibi asılırlar hayata.
sergiye gelen kadınseverler baktıkları tabloları anlamasalar da alırlar en fiyakalısını.
çok saçma.hadi itiraf edelim.

07979

ışığa toplaşmış toz taneciklerini hissedebildiğim kadar hissedemedim seni.
bu yüzden bitti aynı tabloda sözleşmeli renkliliğimiz.
şimdi sen başka tabloda bulut,
ben başka fırçada bir umut..

19 Mayıs 2010 Çarşamba

doğum günü..

bundan 20 yıl önce sarı mı sarı bi bebek dünyaya gelmiş.ismini fısıldamışlar kulağına..gizem..
konuşmuş yürümüş gülmüş..
hepimizin yürüdüğü yollarda yürümüş.tökezlemişse de bazen.dimdik durmuş hayatta. kırılganlığına rağmen güçlüymüş o.
kalbinin kırıkları üstünden ayakları çizilse de yürümeyi sürdürmüş.
hep güselmiş o.
derken bir damlası olmuş günün birinde.
damlası ona tutunmuş ona ağlamış çokça.
onunla gülmüş.
birlikte yürümüşler.
birlikte uyumuşlar.
birlikte günleri aralmış birlikte güneşi ısıtmışlar.
damlası onu çok sevmiş.
iyi ki doğmuş benim gizemim.

12 Mayıs 2010 Çarşamba

bir düşüm var ki düşmüyor yakamdan.

sallanıyor bir ağacın dalında kadın

boynundan asılı.

son sözünü söylediyse bile onu duyan sadece şu karanlık orman.

sunmuş olsaydın ona

ayın parçalarından,

bir umut kırıntısıyla yaşamayı da bilirdi.

11 Mayıs 2010 Salı

izci sözü

biri sizi üzebiliyosa,
o kişiyle mutlu olabilirsiniz çelişkisini doğruluyorum.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

nefretlik.

birini öldürmek zor mudur söyleyin..
çünkü bazen birini öldüresim geliyo.
öldürecek kadar sevdiğim birini.
zehirlesem acı çekmez diyorum.
bıçaklasam ben acı çekerim.
siz söyleyin sadece onu acıtarak nasıl öldürebilirim??
yakarak mı öldürsem.
küllerini savursam en sevdiğim ağaçlardan birinin köklerine.
toprağa iyice karışsa.
ekşi meyvelerini yesem her yıl.
yutsam çekirdeğini
içimde kalsa.
içimde büyüse şimdikinden daha az ama.
dişlerimin arasında suyunu hissetsem
dilimden tadı hiç gitmese.
hangi ölüm onun bana kalmasını sağlar..siz söyleyin hadi?
hangi rüzgar ölümünün kokusu getirir bana..

?

ruhuna yaslandığım adam.
yastığımda iz bırakacağın gün
buzdan oluşan ruhunun eriyeceği gündür.
peki olmayan adam
sen gün ışığım olur musun?

9 Mayıs 2010 Pazar

koştum koştum
kendime geldiğimde hiç düşünmeden atladım
benden bi adım sonrası uçurummuş meğer
yere çakıldım
düştüğüm yerde izim bile kalmadı.

7 Mayıs 2010 Cuma

sayın bayım:)

sayın bayım
sinsice geldiniz
boynuma bir dokunuşunuzdu içimi titreten
ben değildim bakınıp da bulamadığınız
biliyordum elbet.
sayın bayım
çok özeldiniz
güzel bir yüzünüz
pamuk elleriniz vardı
en son nerede görmüştüm sizi şimdi hatırlayamıyorum
damarlarımda sizin kanınız
üzerimde sizin gömleğiniz
yüzümde sizin benleriniz
sayın bayım
beni çok yordunuz
koşup da varamadığımdınız.
varıp da tutunamadığımdınız.
lakin çok da huzurlu günlerdi geçirdiğimiz.
el yordamıyla aranan, geceye aralanandınız.
geriye bir resim bıraktınız beynimde
o da silinirse ruhunuzu ödünç veriniz.
biraz sevip bırakayım.
hep sevip hiç bırakmayayım demek gelse de içimden.
sayın bayım
beni çok ağlattınız
beni kimselerin öpmediği gibi öpüp çekip gittiniz
bir hediyeydiniz tanrıdan kimbilir
hediyesini geri aldı o da gitti.
beni sensiz bırakmayı denediniz
olmadı.
yine buldum sizi.
yine kaybetmek üzere.
sayın bayım
gece kadar karanlık kucağınızdaydım
herşey şeffaftı sonra
bıraktınız beni orda
yolumu bulamıyordum
gidecek yerim de yoktu sahi.
kumsalda uzandım yokluğunuzun yanına.
kumları avuçladım
ıslaktı
kumdan kaleydiniz
sağlam değildiniz göründüğünüzden.
aşık değildiniz.
çocuk değildiniz.
üzerime giyindiniz.
bunu bir siz bildiniz.
sayın bayım.
lütfen biraz yaklaşın.

düş karmaşasında

kılıcını savurdu gecelerden birinde
ay parçalandı
içinden aktı kanım
döküldü denizine
kirletmedim suyunu
yaşarken yüzdüm
üfledi kanımı
med cezirdi
git ile gelin aşkı.
kılıcını savurdu gölgeme..
kesildi suyum
içimde henüz doğmamış bir ay taşıyordum
kanıma girmiş düşleriyle
sözüme sinmiş gerçeği arasında bi hayata tabi tutuluyordum
her defasında kesikti etim.
ruhum etime fazlaydı
ona taşıyordu.
konuşamadıklarımda es olup esiyordu.
ses olup susuyordu.
tırmalanmış bir ağaç gibi bırakıyor,
kabuklarım dökülüyordu.
yine de topraklarını suluyordum
(ay doğduğunda
gömüleceğim topraklardı)
yaşarken güzdüm.
sararmış yapraklarında
kopması an meselesi bir salıncaktaydım sanki.
kanatırdı beni
söylemezdim inlerken.
birlikte koşmaya cesaret isterdi, ovalarında.
aynı uçurtmada farklı ağaçların çıtalarıydık.
yaşarken süzüldüm.
onu süzdüm içimden sadece.
en yalın haliyle kalsın diye bana.
kılıcını savurdu gerçeğime.
ay doğdu
yıldızlar çöktü pişmanlıklar gibi.
ben öldüm.
o baktı aya.
ay büyüdü.
lal oldum.