tıngırdasın

Loading...

hell*o

bişilerkaralamakbelkidebişileraklamakiçinburadayımbenhoşgeldimsizdehoşgeldiysenizbuyrunhoşgelmediysenizdağılınhüleynneişinizvarburda

21 Temmuz 2010 Çarşamba

kimsesizlik sizsizlikten iyidir.

kimseye kızgın değilim.
sinirlendiğimde onlar gibi olmak istemem.
benim yerim yok bu gezegende.
benim bi adım yok.
benim sadece bir cinsiyetim var.
ve cinsiyetimin gerektirdiği gibi üsturuplu olmam icap eder.
hahaha( burda tahmin edemiceiniz kadar büyük bir kahkaha patlıyor)
siz busunuz.
türksünüz ingilizsiniz ama siz mutlaka bişeysiniz.
bi yere aitsiniz.
işiniz gücünüz fareler gibi kemirmek hayatları..
bak işte dün vardınız.
bugün hiçbiriniz yoksunuz hayatımda.
ya da ben sizin hayatınızda yokmuşum.
beni anlamanız için önce bir ruha sahip olmanız lazım.
arınmış bir ruha..
konuştuklarınızdan hiçbir şey anlamıyorum.
bakışlarınızdan hiçbir şey anlamıyorum.
korkuyorsunuz.
haklı çıkmak için içten içe siz de istiyorsunuz.
kötü bulduunuz şeyi yapmış olmamı diliyorsunuz.
üzerime hayatınızı tükürmeyin rica ederim..
sizler ruh yoksunları..size diyeceklerim çok.
ama susmak imandandır.
benim ruhumu ele geçiremeyecek kadar güçsüz oluşunuzdan, hiçbirinizden korkmuyorum.
sadece biraz rahatsız oldum.
yo durumdan diil, şu ana kadar hayatımda var oluşunuzdan..
size çektir git diyemeyişimden.
sizi güzelleştiremeyişimden.
soyunmadan gelmeyin benim gezegenime.
buranın ışığı körlüğünüzü giderecektir.ama gelmeye cesaretiniz yok.
tüketemeyeceğiniz kadar çokum bu hayatta.haberiniz yok.
beceremeyeceksiniz düşlerimi.
bakir kalmaya devam edecek hep onlar.
bi bekleyenim yok
bi beklediğim yok
istediğim zaman çantamı bile almadan çekip gitme özgürlüğüne doğuştan sahibim.
sahip olduum tek şey bu bile olabilir hatta.
sizleri tanıyor olmak, bir şeyler hatırlattı.
10lu yaşlarıma döndüm diyebilirim.
ama karşınızdaki ben artık yaşsızım.
hep diyorum hiçbirşeyim..
dinsizim ırksızım renksizim şekilsizim
ben böyle hissederken, beni kalıplara sokmanızı anlamıyorum diyemem..
anlıyorum sizi..
okumuşsunuz, hepiniz bembeyaz koyunlar olmuşsunuz..
hep birlikte bir uçurumdan düşmenize ramak kalmış.
canınız yanar.. bu kadar düşünmeyin..
kalıplarınızdan çıkın kekler..
patlamaktan korkmayın..hayatta herşey dümdüz olmak zorunda değil..
eğri olun, vücudunuz gibi güçlü olsun içinizde..
ya da ne olursanız olun.
bir zerre bile olsanız iyi.
yo kızgın değilim..
sizi yargılamak da bana düşmüyor.
ne yer, ne içersiniz, kimle yatar, kimle kalkarsınız umrumda değil.
herkes tad almak için var.
sizden hiç tad almıyorum.biliyorum bu duruşumdan fazlaca rahatsızsınız.
ancak beni tanımıyorsunuz bile. hiç birinize bağlı değilim.
saygı dedikleri şeyi bozmamaya çalışmaktayım sadece.
suskunluğum acizliğimi çağrıştırmasın sizlere.
bilakis benim olduğum yerde üstünlük de yok acizlik de.

sonsuza dek yalnız kalacak olsam da size ne?
olduğum yerden ufacık görünüyorsunuz..
ve neden o saçma insan kostümünü giyiyorsunuz?????????

(çükleriniz olmadan bi hiçsiniz değil mi?)

20 Temmuz 2010 Salı

yazdım bozdum

siz gevezeliklerinizle meşgulken( kendinizi ispat için çene yorarken), ben içten içe egomu tatmin ediyorum sizler gibi olmayışımla..

17 Temmuz 2010 Cumartesi

sanki elimden kayıp gidecek gibisin
sanki başına buyruk bir kağıt parçasısın gökyüzünde..
sanki el ayak çekilince, sihirli bir lambadan çıkan cinsin.
sanki gözlerimi kapattığımda görebildiğim parlak noktalar gibisin.
sanki rüzgarsın vücudumda usul usul gezinen.
sanki benimmişsin gibi yap..kandır aklını, kalbini.
kalplerimizi parçalayalım avuçlarımızda hadi..
kaybedecek birşeyi olmayanlardanız..
bir omzumuz eksik yaşayanlardanız..
ver kalbini bitsin bu iş..

16 Temmuz 2010 Cuma

aynaydaki suretle konuşmacalar....

içtim içtim kuyruğuna geldim sanırım..
aynadaki suret diyordu ki, sen busun damla. aynadaki suretten ibaretsin.
konuşunca duyulmayan..susunca konuşturulmaya çalışılan.. evet kendi yüzüme yabancılaşıp ağladım. bu aralar sık yapıyorum bunu.
sen busun damla diyordum.
birşeyler daha konuştum ammaaa şuanda hatırlamıyorum:)

15 Temmuz 2010 Perşembe

tanrının köpekleri

bu aciziyet ve aidiyet, bir yaratıcıya muhtaç olma fikrinin kulaklarımıza fısıldandığı zamanlardan beri var. insanlar o zamandan beri aciz! yeniliklerden ve değişimlerden korkmamız da bu yüzden belki. birşeylerin sonunu görememek bizi tanrıya yaklaştırıyor belki.. yani olabilecekler için iyilik yapmak,bunun için dua etmek, din yaratmak hepsi bilinmeyenden korktuğumuz için olsa gerek..eğer bunlardan sıyrılabilirsek ki bu asla mümkün olmayacak, işte o zaman huzur gelecektir. birilerinin bizi yakacağını, cezalandıracağını düşünerek ömür geçirmek bana yanlış geliyor. bizler pavlovun köpeği de değiliz ki, kimsenin üzerimde ödül ve ceza yöntemini denemesine ihtiyacım yok. öbür dünyaya inananlar ki saygım sonsuz, bu dünyanın sınav olduğunu düşünenler, peki neden bir sınava tabi tutuluyoruz? 7 yıldızlı bir cennette suit kazanmak için mi? o zaman sizler malesef seyircinizi kahkahalarla güldüren oyuncular oluyorsunuz. atıp tutmak benim işim değil.. herkes ne düşünürse düşünür. ben düşündüğümü genelde söylemem, yazarım. yaşayın gitsin..çok da düşünceler arası seyahat etmeyin derim..

14 Temmuz 2010 Çarşamba

istek kipi

birşeyler için hala mı çok erken..? ben bi an önce yaşımı başımı neşemi huzurumu alıp, oturup evimin bahçesinde örgü örmek istiyorum. iştir güçtür hepsi olmuş bitmiş olsun. bi sabah uyandığımda 40lı yaşlarımda olayım istiyorum. buzdolabımda her zaman biram olsun istiyorum. heh bi de yanımda bi adam yahut kadın(yok artık bu kdr ümitsiz olma damla), tamam yanımda bi adamdan devam.. ne biliyim adamımız da ekmek almaya çıkmış olsun. çayı benden önce demlemiş olsun. kızımızı ya da oğlumuzu uyandırsın öperek..pijamalı çocuklara bayılırım bu arada..sonra yanına kıvrılsın biraz da birlikte kestirsinler..ben de saçı başı dağıtmış,anane geceliklerinden giymiş olsam(çiçekli böcüklü), gitsem yanlarına,kıskansam..ben de istiyorum deyip sıkışsam yanlarına.ne biliyim be işte..güsel şeyler bunlar. çok mu erken dersin hayat? günlerden bir gün böle uyansam işte..kahvaltı hazırlasam adamıma. daima güsel bi sunumla akşam yemeklerini yesek ortancalar içindeki bahçemizde..bizden başka bişey olmasa..kedimiz filan da olabilir.hatta köpek bile(evet köpeklerden korkmuyorum artık).. sevgi dolu bi insan oldum. diyorum ya anneme benzemeye başlıyorum diye..herşey değişiyo hayatta. birlikte değişsek ve bundan memnun olsak. dağ tepe gezebilsek. ben olmamış meyveleri yemekte dirensem. çocukumuz da toprakta büyüse.. alerjisiz sapasağlam bi çocuk olsa. dolaşsa çıplak çıplak bahçede.. solucandan korkmasa:) bilmem çok mu erken? bir gün bunların dışında bi hayat yaşıyo olursam ve size mutluyum dersem bana inanmayın lütfen..kendimi kandırdığım gibi sizi de kandırmak isterim o zaman..bunun dışında bi hayatı istemiyorum aslında. çok istersem her nefeste istersem birşeyi oluyor çoğunlukla.. hadi bunu da ver bana hayat..geç bile gelse sabredebilirim. ensemde öpücükleri dolaşan bi adam ver bana..

12 Temmuz 2010 Pazartesi

günaydınnn.. 9buçukta uyandım. ben! inanabiliyo musunuz? günbatımında( kendisi huzurun başkenti olur) kahvaltı hazırladım. mutlu uyandım desem buna da inanmazsınız. ama hepsi doğru.. şimdi de müzik dinliyorum. yüzümde aptal bi gülümseme. ne kadar güzel bi sabah diyen bi insan olmadım hiç hayatımda. git gide anneme benzemeye başladıım doğrudur.bunu bugün anladım.. mutluyum lan nedensiz. sanırım asıl mutluluk bu:) abana havasının kafa yapmasına ne demeli..

9 Temmuz 2010 Cuma

yalan.(bölük and the pörçük)

üstümde bir yalanın kokusu..
defalarca yaşanmış yalanların.
üstelik,yıkanıp yıkanıp temizlenemeyeceğim
artık zamanın elleri benim üzerimde.
kollarıma yapışıp, etimi sıkıyor.
kanatana kadar susuyorum.

bir zamanlar,
ben bir yalnız ülkeydim.
içime göçebe yalanlar girmeden önce.
şimdi bir gülüşümü kaybediyorum her nefeste.
doğduğum kasabaya gidip,
kendimi bıraktığım bir kadehin içinden geri almak istiyorum.
yaşanan ne varsa yalanlardan, yutup kurtulmak istiyorum!

5 Temmuz 2010 Pazartesi

yıldızlara baktım yüzerken
sanki onlara ulaşabilecekmişim gibi geldi bir kere daha.
ileride bir balıkçı teknesinin ışığı aydınlatıyordu yolumu.
suyun sıcaklığı şaşırtıcıydı.
karanlık sularda yüzüyordum yine.
ahh.. ay ışığını yalıyordu deniz.
susarken gecede biz.
Tango yapìyordum.
Suya asìktìm, su da bana.
Siz görmüyordunuz. Yüzüyordum karanlìga.düslerimin icinden gecirmiyordum kimseyi.güzeldi gecede yüzmek.suyun icinde gözlerimi actìm. Karanlìga düstüm. Konustum.güldüm. Vücudumdan akmasìna izin verdim. Cagìrdìm.gelmedi. Gecenin sonu, giden karanliga dökülen gözyasìyla aralandì.saclarìmdaki tuz dudaklarìma döküldü.uyumusum.uyandìgìmda kupkuruydum.

2 Temmuz 2010 Cuma

(cümle bozukluklarına takılmayalım lütfeeen..)

("bazı anlar vardır, herşeyi anlar" sözümden yola çıkarak, hiçbirşeye değişemeyeceğim anların bir kaydını tutmak istiyorum şuan)


yaz akşamları, cırcır böceklerinin sesini ve havadaki o çiçeksi kokuyu duyduğum anları hiçbirşeye değişmem.
ne filmi olursa olsun, insanların heyecanla bekledikleri sahneleri izlerken, yüzlerinde oluşan o masum, o korkak, o bilinmeyeni görme heyecanıyla dolu ifadeyi izlemeyi de hiçbirşeye değişemem.
kucağıma balımı(kedim sayılır) alıp, onunla konuşup, boynunu okşadığım anları..
herkesin konuşmaya daldığı bir yerde veya herkesin işlerinden eve dönerken üşüştüğü otobüslerde, dışarı bakıp; bir ağacı, bir kırlangıcı, bir göçebe bulutu izleyebildiğim anları..
çocuklarla ortak bir dilde buluşup şebekleşebildiğim anları..
herkes birine küfrederken, kızarken, o kişinin güzel bir yönünü düşünebildiğim anları..
sabahları uyandığımda ve geceleri uyumadan önce bir çiçeğe beni hissedebilecekmiş düşüncesiyle öpücük verdiğim anları..
evimde yalnız kaldığım ve ney dinlediğim anları..
güneşin batışında yüzüme vuran güneşin verdiği büyüleyiciymişim hissiyatını,
sabaha karşı balığa çıkan balıkçı teknelerinin motor seslerini,
iskelede yalınayak oturduğumda, ayaklarımın suya oynadığı oyunu,
bir arkadaşa sarılıp (nasıl sarıldığımı bilen bilir), tüm sıkıntısını içime çektiğim anları,
bonibon yerkenki şımarıklığımı,
annemi, dünyalardan çok sevdiğim, sahip çıkabildiğim, sarılabildiğim, herkeslerden üstün görebildiğim anları..
güçlü olduğum anları,
uyandığımda "az daha uyuyayım" dediğim anları,
bir öpücükle uyandırılabilirsem bir gün o anları,
birinin beni sırtında taşıdığı anları,
çocukken, çay bahçesinde iki sandalyeyi birleştirip, o 80ler pop müzikleriyle uyuduğum anları..
çok tuvaletim gelip, çok tutup, bulduğum ilk wcde bıraktığım anları,
sevildiğim anları, sevdiğim anları, bir bakış kadar kısa anları, bir yudum kadar tatlı anları, tek kullanımlık anları, hiçbirşeye değişmem.
ve aslında şu anda yazmadığım, yazamadığım, yazamayacağım milyonlarcasına haksızlık ediyormuşum gibi geliyor olsa da.. bazı anlar vardır, herşeyi anlar...

ve bir uçurtmaydın takılan an'ıma..
buyur ettim ve uçurdum seni bana..