tıngırdasın

Loading...

hell*o

bişilerkaralamakbelkidebişileraklamakiçinburadayımbenhoşgeldimsizdehoşgeldiysenizbuyrunhoşgelmediysenizdağılınhüleynneişinizvarburda

23 Kasım 2012 Cuma

hayal dükkanı

büyükbabamın bir dükkanı vardı..içinde kumaşlar, yünler..
biraz karanlıktı içerisi.kasvetli de denilebilir. kokusu farklıydı.
rutubet ve benzeri kokular.. tozluydu.
tıkabasa dolu bir dükkandı. duvarda oğlunun, kendisinin,
babasının,büyükbabasının, büyükbüyükbabasının fotoğrafları asılıydı.
her zaman masasına hayran kalmışımdır. her neyse lafı gevelemiyim.
keşke zamanında yani büyükbabam dükkanı kapatmadan önce,
dükkanın başına geçip, kendi zevkime göre yenileseydim.
harika bi dükkanım olurdu, sanırım bu kadar küçük bir kasabada
dükkanıma çok da uğrayan olmazdı. ama belki kendi yağıyla kavrulabilirdi. neyse artık olan olmuş. ama dileğim bir şekilde o
dükkanın bana verilmesi:) yani hayalım bu.aşağıda görmüş olduğunuz fotolardakine benzer hayallerim var orası için. hayalimi çizemediğim
için istediklerime yakın fotolar bulmak daha kolay geldi.
umarım bir gün benden köy de olur kasaba da.çünkü içimde
kocaman bir dünyayla yaşıyorum.











23 Ekim 2012 Salı

gecelik

bordo geceliğini çıkardı çamaşırlarının olduğu sabunlu çekmeceden. soğuktu. tüyleri diken diken oldu. ama yine de o ince saten geceliğini geçirdi başından.vücudundaki akışını hissetti ürpererek. aynanın karşısına geçip oturdu. gözlerindeki makyajı sildi.yine de güzeldi. bembeyazdı teni. saçlarını taradı. sırtı ıslak. yüzüne gece kremini sürdü. bi süre baktı aynaya. içinden neler geçiyordu. daha dün ülkenin soylu adamlarından biriyle evliydi. bugün ise o soylu adamdan geriye kalan tek  şey  parmağından çıkardığı (parmağındaki izinin sürdüğü) taşlı zarif bir yüzüktü. bütün o şöhret pufff.. herşey en saf halindeydi.
artık gitmek zorunda olduğu davetler olmayacaktı. artık mutlu görünmek zorunda değildi o insanlara. televizyonda sürekli haberleri takip etmek zorunda değildi, röportaj için saçma saçma laflar etmek zorunda değildi. her gün makyaj yapmak zorunda değildi. onun sevdiği yemekleri yemek zorunda değildi. artık ucuz votkalar da içip evinde rahat rahat geyirebilirdi mesela. pazara gidip yiyeceği meyvaları kendi seçebilirdi. artık hata yapabilirdi. iş çıkışı bir puba gidip tuhaf insanlarla tanışabilir onları dinleyebilirdi. ne zamandır ertelediği yemek kursuna oradan da dans kursuna gidebilirdi. ne çok ağırlık varmış üzerimde diye düşündü.
yapmak zorunda kaldığım ne kadar çok şey.. ve karar vermek zor gibi görünse de aslında bu şekilde yaşamakmış zor olan. bunu kendine sadece para için yapmıştı. şimdi kurtulmuştu. 
ayağa kalktı. perdeyi aralayıp gizlice dışarı baktı. buraya taşınmakla iyi ettim diye düşündü. o sıkıcı insanlarla aynı muhitte olmadığına da ayrıca sevindi. pencereden soğuk geliyordu. insanlar hala dışarıdaydı. noel alışverişleri başlamıştı. ağaçlar ve evlerin bir çoğu ışıklandırılmış ve süslenmişti. daha kar yağmamıştı ama böyle giderse bikaç güne kadar yağacaktı. 
göğüs uçları belirginleşmişti. artık düğmeleri ilikli bir hayat yaşamak yok diye düşündü.
buz dolabından bir şişe süt çıkardı. dudaklarının üzerinde kalanları diliyle temizledi.
yatağa yattı. bir süredir yatakta onu bekleyen arkadaşına süt kokulu bir öpücük uzattı.
kız diliyle kabul etti. birlikte ilk defa bu kadar huzurlu uyudular.

16 Ekim 2012 Salı

Lana Del Rey - Ride

ölürken safsatası

insanlar lana del rey dinlerken sevişmeli, lana del rey dinlerken ağır ağır ölmeli.
ölürken sazlıkların arasından koşup(ama bütün bunlar ağır çekimde) suya varırken,güneşli bir günü düşünmeli çocukluğuyla beraber. insan ölürken en saf halini düşünmeli çünkü. insan ölürken düşünmeye zamanı olmalı. inan bana yaşarken buna zamanı olmuyor. çünkü ağır ağır yaşamayı bilmiyoruz çoğumuz. işte şimdi o gecenin ardından-gecenin ayrıntılarını anlatacak değilim,buna vaktim de yok zaten-  ağır ağır ölüyorum.tam da istediğim gibi. arabanın teki hızla geçerken, içinden gözlerini göremediğim o adam beni tabancasıyla vurdu,tabancanın markasını göremedim,arabanın plakasını göremedim. lana del rey çalıyordu. o adam beni delicesine kıskanmış olmalıydı diye düşündüm içimden. yere yığılmam çok uzun sürmedi. boynumdan sızan kan beni ayıltmıştı sanki. çok içmiştim o gece. ağır ağır ölüyordum. lana del rey çalıyordu. ölmek dedikleri şeye anlam katmaya çalışıyordum hala. kendimi dans ederken düşündüm. bi çok kişi beni öyle görmüştür yani öyle dans ederken. ama biçok kişi, belki de en yakınlarım görmemiştir. buna şaşacaksınız ama şuan bunları düşünüyorum.insan ölümünde böyle şeyler düşünmemeli sanki. gerçi artık neyi çözebilirdim değil mi. dans et gitsin. ağır ağır azrailin karşısında dans ettim. benimle dans etmeye can attığına tanık oldum. bunları size anlatıyorum çünkü ciddiye alınmayacak kadar acemiler diğer taraftan gelen görüntüler.insanın dans etmeye ihtiyacı oluyor hatta şu an gerçekten hiç bilmediğim bir diskoda o kahredici ışıklarda belli belirsiz dans etmek isterdim.sonra annem aklıma geldi. ardından babam. sonra o. sonra tabancayı boynuma nişan alan o adam.  ben bir gelincik tarlasındaydım. peşimde biri vardı. davul çalarak geliyordu. komik gelecek ama eski ramazanlar geldi aklıma. gelincikleri yiyordum. kabus gibi gelecek ama ağır çekimde bile o kadar hızlı koşuyordum ki gelincikler ağzıma yapışıyordu.boynumdaki gelincikler ağlıyordu.
ağlamayın ölmüyorum.ölüm böyle olamaz zaten. boynum çok kanıyor  sadece. birisi görür şimdi beni. hastaneye giderim. muhtemelen bikaç güne bişeyim kalmaz. hem ölücek bile olsam, gerçekten iyiyim ben.bütün bu saçma şeyleri ölürken düşünüyor olamam di mi? 7, çantasını barda unuttu.gidip almalıyım.yastıkta saçlarım kaldı temizlemeliyim. spermli havlu kağıtlar barın klozetlerinin içinde. yavaş yaşayın be yaşayanlar. olabildiğince yavaş ölmek acısını unutturuyor insana.şimdi gitmeliyim.

9 Ekim 2012 Salı

hayır-sız olmalı

geç oldu diyosun.
anlıyorum.
anlamıyorum.
herşeyi anlayışla karşılamak zorunda mıyım.
hayır değilim yahu.

üşüdüm ben eve geliyorum

çok üşüdüm ben.eve geliyorum. sen bana bi bira aç. ya da dur dur bira açma. şirincedeki ateşli tatilimizden kalma böğürtlen şarabını aç. sobaya da bikaç odun at olur mu. bi de dolabın üzerindeki valize koyduğum kırmızılı yeşilli battaniyeyi çıkar ben gelene kadar. 15 dakikaya kadar yanında olurum. yok karnım aç değil, sen açsan yaparım bişiler. birlikte yeriz seni yalnız bırakmam. sabah evden çıktığımda çok tatlı uyuyodun. bütün gün senin o halini düşünüp döndüğümde deliler gibi sevişmeyi hayal ettim(gülüşmeler)..ne dinliyosun müzik sesi geliyo? hmmm en sevdiğim..kapıdan girdiğimde dudaklarına yapışabilirim. hahah evet o kadar özledim ve bi o kadar da üşüdüm. hadi hazırla istediklerimi.seninle aramızda sadece 1 milimetre varken titrediğimiz kış günündeki gibi titriyorum. hayır o zaman üşüdüğüm için değil, sana fazlasıyla ısındığım için titriyodum. neyse hadi çıkıyorum ben.bekle beni.















ee geldim ben nerdesin?

Damien Rice - I Remember

7 Ekim 2012 Pazar

of işte bişiler bişiler.

hayatta  kesin olarak bildiğim belki de tek şey, ölüme hazır hissetmediğim. bir ağaç büyütüyorum (armut ağacı: bu sene sadece 1 armut verdi ama daha çok küçük bi ağaç). ve bir çocuk büyütmeyi de istiyorum aslına bakarsan. tabi bunun için önce kendimi yetiştirmem lazım ki bir çocuğu yetiştirebileyim.
canımı seviyorum. nefes alıp vermek haz veriyor. ve kesinlikle ölmek istemiyorum.amin.ne bileyim paylaşmak istedim işte.
ölüm ki hayatın son cümlesi, taaa başından belli olan.yani hayatın hiç bir gizemi yok, ölümünün nasıl geleceğini bilememekten başka.

5 Ekim 2012 Cuma

okumayın pişman olacaksınız(çok ciddiyim!!)

"lekelere düşman çamaşıra dost!"
"kirlenmek güzeldir"
sanırım bu toplumu nasıl gaza getireceğini bilen slogan yazarları var:) hem de iki ayrı slogan.
biri kirlen ben hallederim rahat ol derken, diğeri de daha bi kamyon arkası yazılar gibi, daha bi halka yazılmış gibi gibi..
kirlenmek güzeldir mesajının altında neler yatıyordur tahmin edilebilir, ace sanki daha bizden gibi be omoya kıyasla. nerde görülmüş annelerin" kirlen yavrum kirlenmek güzeldir biz zenginiz zaten deterjanı sürekli alacak paramız var" dediği.
ace daha bi çözümcüdür. daha bi nettir. daha bi eski kafalıdır aslına bakarsan ama daha dosttur sanki.
omonun verdiği bu güzel ama sinsi mesaj hoşuma gitmiyor artık..işte bu iki marka sloganları hakkında düşüncelerim bunlar:) bunları niye düşünüyosun diye sorarsanız.inanın düşünecek çok da önemli şeylerim yok..hem sizler de farkında olmadan ne kadar absürt şeyler düşünebiliyosunuz gün boyunca.işte ben kendiminkinden bir tanesini yakalayıp yazdım.

29 Eylül 2012 Cumartesi

fikirli kafalar ağrısız olmaz!

herkesin içi göçmüş burda be. herkesin içine bir teyze bir amca girmiş sanki..yaşamın hakkını vermek lazım. ölmek gibi bi isteğimiz yoksa eğer.

aldırmayın bana..
 (dün gece yine rüyamda filizi gördüm. saçlarının boyu benimki kadar uzamıştı. yine çok güzeldi benim arkadaşım. onun güldüğünü görmek rüyamda beni mutlu etmişti)

27 Eylül 2012 Perşembe

hisseden bile kısa---gen'ellemece

kadınlar "tek isteğim huzur" derler dürüst olup "para" diyemezler.

hisseden bile kısa---gen'ellemece

erkekler kadınların kalbini kırmaz, çünkü erkekler kalbe çalışmazlar, onların çalıştıkları şey daha aşağıdadır.

Echo & The Bunnymen - The killing Moon ( Donnie Darko soundtrack)

müzik dinlemeden geçen gün, hiç var olmamıştır.hadi dinleyin. evde olanlar benim en sevdiğim şeyi yapsınlar yaylı yataklarda zıplasınlar.hatta çıplak bile zıplayabilirsiniz,böylece memelerinize de gülme fırsatı bulmuş olursunuz. gülerken kaslarınız çalışır. bakın müzik şimdiden fayda etti.. la la la la lay la....

20 Eylül 2012 Perşembe

düşüncelerin üzerime yürüyor.
korkarak geri çekiliyorum
kovalamaya başlıyorlar sanki.
hissedebiliyorum eyleme geçmek isteyişlerindeki açlığı
doyumsuzluğu, oburluğu.
yalnızlık tohumlarını saplıyorsun içime.
büyüyor yalnızlık.
çoğalıyor.
yiyorum onları zamanı geldiğinde.
bakıyorsun bana şöyle bir uzaktan.
beni gördüğünü sanıyorsun sadece.
ama ben o değilim artık. ben bir an önceki kişi değilim.
ben bi an sonraki kişi de olmayacağım.
ben hiç sen olmayacağım.
sen de hiç ben.
peki nerde buluştuğumuzu sanıyoruz kuzum.


7 Eylül 2012 Cuma

iç dökümü

yazıcam diye yüzüncü sayfayı açışım.. yazamıyorum. yazarsam küfür edicem sanki. yazarsam çoğalıcak sanki. yazarsam dile gelemicek sanki içimdeki cümleler.
günlük tutmayalı uzun yıllar oldu.tutmak da istemiyorum zaten. sadece iç dökümüne ihtiyacım var. ve iç dökümüne ihtiyacım olan zamanda sevgilimin telefonu kapalı olduğu için ona dükkandan ulaşmaya çalışıyorum. o da sinirli bi ses tonuyla "sonra konuşuruz damla" deyip çat kapatıyo.
peki ben onun sorunlarıyla ilgilenirken neden o benim sorunlarımla ilgilenmiyo? hemen söyliyim. çünkü sorunlarımı kısmen biliyo, neler hissettiğimi ne kadar hat saffada olduğunu bilmese de.ve bildiği için de görüştüğümüz zaman diyo ki yine ailenle sorun olmuştur, yine sen evde daralmışsındır. iyi de bu benim için artık dayanılmaz bi hal almış, artık eve gitmek bile istemiyorum, artık çok yoruldum. güldüğüme bakmayın.
düşünmemeye çalışıyorum. düşünmemeye çalıştıkça daha çok düşünürsün ya, öyle debeleniyorum top böcekleri gibi. bi o yana kıvrılıyorum bi bu yana. ne yana gitsem sersemliyorum. kendime gelemiyorum çünkü kendimden gittiğimi bile unutmuşum.
ve farkettim ki acı da olsa; insanlar birbirlerine kurduklar cümleleri hoyratca kullanıyolar ve ufak bir depremde yıkılıyor cümleler de insanlar da.
beni tamamlayacağını düşündüğüm o insan yok artık. çünkü onun ayrı bi hayatı, toz kondurmamak için tozlarının başında beklediği bi ailesi var.evet çok güzel. herşey yolunda. mış gibi yapmaya mecalim yok. bi sorun varsa iki kişi bunu kendi arasında konuşur. biz sorunlarımızı konuşacağımız günlerde birbirimizin yokluklarına arkadaşlık ediyoruz. onun için istediğim şey, artık kendi rahat ettiği yerde olmasıdır. ve bunu o kadar net hissediyorum ki, o böyle zamanlarda onu rahatsız eden gerizekalıların yanında olmayı tercih ediyor. sorun sorunu çeker. o yüzden burda yalnız ya da arkadaşlarımla olmayı tercih ediyorum ve böyle olduğu için de mutlu hissediyorum kendimi. ve şunu farkettim ki erkekler birbirlerine çok aşağılık küfürler bile etseler ertesi gün hiç bişey olmamış gibi devam ediyolar. bu ikiyüzlülük değil de nedir. evet yine arkadaşlar.evet yine harika geçiniyolar. çünkü erkek kişi sevgilisini bırakabilmeyi becerebilmiştir. ve erkek kişi egosunu tatmin etmiştir çevresine karşı. neyse çevrelerine göre bi yaşam sürdürmeye devam ededursunlar, biz çıkalım kerevetine. öptüm bye. aslında inanın bu yazı bile rahatlatmaya yetmedi beni. son olarak;okuyacak olan sevgilimin canını sıkacak olsa da şunu belirtmeliyim ki allah eğer varsa ki böle bi durumda olduğunu düşünmek hoşuma gidiyo, lütfen hatırım için bazı insanların belalarını da vermekten çekinmesin. heh şimdi öptüm bye.

27 Ağustos 2012 Pazartesi

onursuz olmasın aşk demek gibi

yeri gelmişken aşığım ben o adama
ve adamın bir ismi var, bir ruhu var bir kişilği var bir beni var
kimse bilmezken onu
o var.
o kimsenin çoluğu çocuğu kardeşi dıdısı bıdısı değil..
o o.
o onur.
benim de değil.
senin de değil.
yeri gelmişken aşığım ben o adama.
onun bir adı var
onur.

edebistantan hazistana kaç km?

müsait misin sana geliyorum dedi hatun
sen bilmez misin ben her zaman tuttum açık kapılarımı, buyur gel dedi şeytan
yarım saate kadar ordayım dedi hatun
bekliyorum dedi şeytan,çatttt kapattı
hatun geldi şeytana
şeytan kucağına aldı hatunu
hatun şeytanın kucağında dans etti
hatun simsiyahtı
hatun kirliydi
terk etti çoktan masumiyeti
şeytanın yüzüne bir tokat attı en okkalısından
şeytanın suratında hınzır bir gülüş..
şeytanın ağzında otundan çıkan halkalar.
hatun halkanın içinden geçiyordu
incecik belinde bembeyaz duman
duman ki tenine işliyordu
duman ki örtmekteydi "edep" yerlerini
hatun ki şeytanın kuyruğunu yalıyordu
"haz" cüret edilmesi kolay olmayan şeylerde vardı
bir hatunun şeytanın kucağına bile bile oturması hiç kolay olmasa gerekti bir hazistan gecesinde
mumu söndürdü şeytan, müziği açmaya yeltendi ıslak kuyruğuyla
hatun farketmemiş gibi yaptı biraz tedirgin
alkolü seviyorum dedi hatunun iç sesi.
iç sesini duyabildiğine sevindi
derken bütün iç sesler harflere dönüştü
harfleri susturmayı denedi
beceremedi becerilirken
ağzından çıkan cümle hüzünlüydü aslında "devam et"
şeytanın gözünden bir damla döküldü hatunun dik memesine.
işte bu kadardı.
edebistan ve hazistan arasında bir an kadar kısa bir mesafe vardı.
hızı siz hesaplayın artık..




23 Ağustos 2012 Perşembe

ölüler sadece kendine aittir.
yaşarken kendilerini çarpanlarına ayırmışlardır
ölüm bir tümdür.
yaşamaksa yaşamak işte.

21 Ağustos 2012 Salı

herşeyibilenamayinedesoranmemelerikukularınakadaruzananteyzelernoktakom

memeli teyzeler çalıştığım mini müzeye gelip, aa  bi yerden tanıdık geliyosun deyip bütün hayatımla ilgili bilgiye sahip olup gidiyolar. be gerizekalı teyzem sana sesleniyorum. sen buraya benim kimin torunu kimin nişanlısı kimin kızı vs vs öğrenmeye girmedin heralde. sen bu müzeye niye gelmiş olabilirsin. tabak çanak görürsün, bi iki bilgin olur kasabayla ilgili. yahu kadın durduğu yerden tabak çanağa bakıp ki o sırada ben de onun çanağa bakıyodum, sonra benim hayatımla ilgilenmeye başladı.
be teyzem o koca memelerini koca poponu nerede nasıl büyüttüğün belli oldu.
garibim başkalarının hayatlarıyla o kdr ilgilisin ki kendine fırsat kalmamış gibi gibi.. neyse.ben damlayım. birinin torunu birinin kızı filan diilim lan. damlayım. ne zavallı insanlarımız var. içleracısı.com

13 Ağustos 2012 Pazartesi

haydari

sen mavi bi zürafasın
ben kırmızı bi gökyüzü.

gel aynı masada beyaz bir haydari ol şimdi kolaysa.. 

9 Ağustos 2012 Perşembe

uzun boyunlu kadın olmak zordur

lütfen bana bakma
bunun anlamını sen çok daha iyi biliyorsun
geçiyorken uğradım ve hemen gitmem lazım gibi bak bana.
içindeki iyi kötü şeyleri görmeme izin verme.
çünkü baktığında görmeden edemiyorum.
oysa diyorum, oysa sen bir gezginsin
seyyah demem hoşuna gider miydi bilmem ama, sen bir beden  gezginisin.
 doğru ruhu bulana kadar kaç beden çiğneyeceksin.(bazılarını çiğneme zahmetine bile katlanmadan yuttuğunu bilirim)
bedenin tül kadar incelecek sürtünmekten.
hayır doğru ruhu bulmadın!
bulmuş olsaydın back to the past'i izliyo olmazdık
onlar sadece medcezir.
sen ay mısın sanki.
bana bakma. ben bende değilim.ben evde yokum. ben sende yokum.
burada böyle zırvalayan, okuma yazma bilen bir robotum sadece.
buraya kadar yazıyorum.
sana kadar susuyorum.
öptüm. bye.



tanrım dilimin ucunda

hindistandayım.bir çarşıya girdim. burası çok kalabalık ve sıcak.
peynirlerin üzerinde sinekler geziyor.
buraya hiç gelmemeliydik diyor bir ses, benim bundan iğrenebileceğimi düşündüğü için..
yanılıyorsun diyorum
burada ruh var.
ben hep mekanların ruhu olduğuna inanır, insanların bundan yoksun olduğunu düşünürüm.
o yüzden insanlar bana sadece et yığını olarak görünüyor.
mekanik hareketler yüklenmiş et yığınları.
oysa burası bir ruha sahip.
-benimle geldiğin için teşekkür ederim
-ben hep seninleyim
-biliyorum(yutkunuk) biliyorum
çarşıyı gezmeye devam ediyorum
bilmediğim dilde konuşmaları bana iyi geliyo
bilmediğim yerde olmak da öyle
baharatları tadıyorum
türkiyeye döndüğümde harika yemekler yapacağımı düşünüyorum
insanın kendi dilinde düşünmesi de garip geliyo
kendi dilinde sövmesi de.
aslında düşünebilen canlılar olmamızdan müzdarip olduğumu düşünüyorum
zira düşünmeyip, içgüdüsel davransak hiç bi sorun kalmıcaktı.
tanrı bizi niye diğer canlılardan ayırmıştı?
onların sınavı neydi peki, madem bizim her hareketimiz bir sınav.
hayır..öldükten sonra yaşayacağıma inanmak istemiyorum
ve orada başkaca bi hayat süreceksek, burada niye ters dönmüş böcekler gibi debeleniyoruz
ve neden bir tanrı tarafından debelenişimiz izleniyor, sevişmemiz izleniyor,sıçışımız izleniyor, kavgalarımız izleniyor, regl günlerimiz izleniyor, ağda yaptırışımız izleniyor, geyirmemiz izleniyor, kakamız izleniyor, zinalarımız izleniyor???
bir adamın bütün vücudumu diliyle ezberlemesi neden tanrının görüş alanında?
madem bunları yapmamız ayıptı, neden bizi ikilemde bıraktı? bu biraz gaddarca değil mi?
bir adamın hatta afedersiniz ama birçok adamın küçük ya da büyük kızlara tecavüz edişini neden izliyor?
bu nasıl bi sınav böyle. egosunu tatmin etmeye çalışan biri olup çıktı tanrı.biz iyi olur sanıyoduk. 
o da herkes gibi zenginleşince sapıttı.
bunları sadece seninle konuşabiliyorum.
çünkü dilimin ucundasın.
benimle hindistana kadar geldin.teşekkürler tanrım:)

7 Ağustos 2012 Salı

ruhtan tortular, nuh'tan gemiler

geceydi yine.
içmiştik biraz.
gömlek giymezdi pek.
o gün giymişti.
lanet olsun harika görünüyordu.
geçen zamanı hatırlamıyorum.
gömleğinin karelerine bakıyordum.
karelere kendimi iliştiriyordum.
her fotoğrafta gülüyordum.
sesinin bana gelişi gecikiyordu.
dudakları sürekli dans ediyordu.
beni dansa kaldırsalardı ya, diye geçiriyordum içimden.
derken kırıcı ezici parçalayıcı bir laf etti.
nedendi bilemedim hiç.
evet biraz kırılgandım o zamanlarda da.
o da ben kırılırken seslerini duymuştu parçalarımın.
ben gidiyorum dedim mi demedim mi hatırlamıyorum.şimdi bunun bi önemi yok nasılsa..
hızla karanlığa karışıyordum.
peşimden geldi.
inanabiliyo musun
peşimden geldi diyorum. kolumu tuttu.
o an bana elektrik çarptığına yemin edebilirim
o an karnımda solucanlar uçmayı öğreniyordu sanki
içimde bir geyik korkmadan bir çitanın yanına koşuyordu
bırak beni dedim mi demedim mi noldu bana nerdeyim nasılım (mükemmelim)
işte o an.
yani peşimden adımını bile atmayacağını düşündüğüm o an
bana "gel" diyodu.
ben de gitmiştim diye hatırlıyorum.
nuh'un gemisine biraz ısrardan sonra gelmiştim
nuh beni öptü.
geyik olmak çok güzel diye düşündü ben.
ben nuh'u öptüm
titriyordum.dokunuşları hafif ve çekingendi.
tüm bu olanlara inanamayarak eve dönmüştüm. bahçede biraz ot yiyip, evin kapısını açtım.
soyundum geyikten.
onu aradım. sabaha kadar ne konuştuk, hatırlamıyordum.
güzeldi.
aynı ormanda ona bi daha rastlamadım
aynı gemide bi daha ona rastlamadım.
mutlu bi sonu yoktu bu hikayenin. ama mutsuz da değildi.
yaşan'anlar yaşananlar olarak kalmaya devam edicekti.


2 Ağustos 2012 Perşembe

hayattır o. burcumdur. yağmurumdur..

iyi ki doğdunnnnnnnnnnn burcum!!!
burcu mu kim? size şöyle bi anlatayım o zaman.
gerçi anlatılmaz öyle bişi yaşanır ama deneyelim ve görelim.


adı burcu.
yaşı artık tam olarak 28(yanlışım varsa düzeltsinler.)
boyu hep benden uzun. 
parmakları harika.
tırnakları da bu harikalığa dahil.
seçici.
saygı duyulacak bir duruşa sahip.
şu an trtde muhabir.
aslında o bir sosyolog.
o bir tiyatrocu(yok be damla ne tiyatrocusu diyeceğini şimdiden duyuyorum)
ve bu blog için asıl önemli olan şey de, burcu'nun bana doğum günü hediyesi olarak ikincieldaktilo almasıdır.iyi ki de almıştır. bu blogun ismi onun sayesinde cuk diye oturmuştur. 
gel gelelim gözleri şeklen yaprağı andırmaktadır ve bu da yetmezmiş gibi bir de yemyeşildir.
yahu ne gerek vardı. hem ben renkli göz sevmemdi. tühtü. bu kadarına ne gerek vardı.kıskançlığımı dizginleyip yazmaya devam etmeliyim değil mi?
çocukluğumuzdan beri aynı toprağa basmış aynı çeşmenin sularını içmişliğimiz olsa da, bizim serüvenimiz lisede aynı okula gitmemizle başladı.
şu an nasıl delilikler yaptığımızı burada şak diye anlatacak değilim. ergendik işte. istediğimiz gibi oluyordu herşey. yazılar yazıyor birbirimize okutturup birbirimizin eleştirisini yapıyorduk.
bi ara şarap işine girelim diye düşündük. bi ara burcu çalışsın ben yiyim diye düşüdüm(lisede benden pek umut yoktu da:)) neyse burcu aynı zamanda başarılıydı. onu da geçtim. yapıcıydı-çözüm odaklıydı. hala böyle bi insandır kendisi. kesinlikle zevkli bi kişiliktir.
....
evet bişeyler zırvaladım. ama tabi bu onu anlatmaya yetmedi.
aman tanrım nasıl unuturum. inanamayacağınız şekilde duygusal biridir.
siz buna inanamayabilirsiniz çünkü sadece çok sevdiklerinin(belki de çok güvendiklerinin) yanında arkasına yaslanır. ailesi onun için çok ama çok değerlidir.hatta onun ailesi benim için de oldukça değerlidir. ona verdiğiniz sevgiden yıllar boyu pişmanlık duymazsınız çünkü beklemeseniz de karşılığını verir.asla yarı yolda bırakmaz. asla asla demez çünkü hayatta herşeyin bizim de başımıza gelebileceğini bilir.
onun yanında olmak huzurdur.onun yanında olmak çocukluk arkadaşınızla saatlerin nasıl geçtiğini anlamayacağınız bir oyun oynuyormuşsunuz hissiyatıdır. onun yanında olmak sümüğünüzü içinize çekmeden ağlamak rahatlığıdır. onun yanında olmak dalgalara aldırmadan koşabilmek deliliğidir, onun yanında olmak güne taze bir meyve suyuyla başlamak gibi ferahtır.
o iyi ki doğmuştur. onun adı burcudur. ama ben senelerdir ona yağmur derim. çünkü ben damlayım,o da yağmur. çünkü ben onun damlamaktan korkmayan damlalarıyım. yaprak yeşili gözlerinden akıp gittiğimde habersizdir. neyse duygusala çok fazla bağlamadan yazımı sonlandırmak istiyorum. 
o iyi ki doğmuştur. onu hep seviyorumdur. çünkü bu böyledir. ve burcuya hediyedir burada daima kalacaktır.

30 Temmuz 2012 Pazartesi

devrim

bugünden itibaren tembel olmamaya çalışacağıma söz veriyorum.
daha yaratıcı olucam, daha öğrenmeye hevesli olucam, kendime daha fazla vakit ayırıcam, birşeyler üretmeye, birşeyleri güzelleştirmeye çalışıcam.bunu da burda yazıyorum. ve meydana getirdiğim güzellikleri de burada paylaşıcam ki sizler de sözümü tutmuş olduğuma şahit olacaksınız. bekleyin geliyorum:)

27 Temmuz 2012 Cuma

adam

günlerden cuma. saatlerden 5. evet sabahın 5i. yerlerden balkon.
balkonda eniştemin hazırladığı köşede oturuyorum. hava aydınlanmış.
kargalar bi o çatıya uçuyor, bi bu çatıya.
gözlerim ağlamaktan şişmiş.
beynim düşümekten bitap düşmüş.
evet biraz da gözlerim yanıyor. birkaç küçük kuş ötmeye başlamış dut ağacının dallarında.
ben yine hayatı sevmeye başlamışım.
rüzgar esiyor.deniz bulanık ve dalgalı.
yağmur yağacak gibi.
sanki bir daha güneş hiç ısıtmayacak gibi.
sen beni bir daha, bir daha ve defalarca bırakacakmışsın gibi.
en çok böyle zamanlarda annemi özlüyorm.
içine hiçbir kötülük bulaşmadan sevebildiğim tek insan.
beni bu dünyaya güç bela getirip, ne yaparsam yapayım sevebilecek tek insan.
sevgiyle olmuyorsa eğer, biz neden annemle yıllarca ayrılmadık birbirlerini silen o kadar anne-çocuk örneği varken? neyse.. işte böyle zamanlarda özlüyorum onu.kendimi unuttuğumda bana kendimi hatırlatan tek şey o belki de.
................
heşeyi sevdim şu hayatta.  şu ana  kadar sevgiyle geldim. hayatımdaki bütün olmusuz şeylere sevgiyle cevap verdim.hiç zararını gördüğümü hatırlamıyorum.
kuşları duyuyorum.
denizin kıyıda patlayışını duyuyorum.
çok uzaktaki bir evin çatısından havalanan karganın kanat seslerini duyuyorum.
yaprakların seslerini duyuyorum.
seni duyuyorum.
nefesin ürpertiyor.
seni duyuyorum. seni deniz kadar hırçın seviyorum.
seni su kadar inatçı seviyorum.
seni ağaç kadar köklü seviyorum.
seni sarmaşık kadar arsız seviyorum.
seni yeni doğmuş bir bebek gibi  saf seviyorum.
seni renkler kadar net seviyorum.
seni bir sinek kadar rahatsız seviyorum.
seni bir yaşlı kadar olgun seviyorum.
seni şımarık bir çocuk kadar anlık seviyorum.
seni hiç ölmeyecekmişiz gibi sonsuz seviyorum.
senin baba olacağın o ilk an'ı seviyorum.
senin kocam olacağın her an'ı seviyorum.
beni öptüğün kadar ürkerek seviyorum.
seni öptüğüm kadar huzurla seviyorum.
ve sen bana gelmiş sevmek yetmiyormuş diyorsun.
söylesene böylesine bi sevginin senin için, sırf seni sevmeye devam edebilmek için yapamayacağı birşey olabilr mi?
......................
ben hep yetinmeyi bilen bi çocuk oldum.
öyle bir genç kız oldum.
biz ekmek almak için evdeki tüm bozuklukları çıkarırken de mutlu olmayı bildik, gülmeyi bildik.
yine yetinmeyi bilen bi insanım. ama bana verdiğin sevgiyle yetinemem.dahasını isterim.
bak hava hiç açmayacak gibi deiştim. şimdi bulutların aralandığını görüyorum.
hayattaki uyumun aynısını ikimizin arasında hissetmek istiyorum.
BİR olmak istiyorum.
sosyal baskılardan kurtulmuş, özgür(nefes alabilen), sağlam, samimi, tamamen art niyetsiz, tamamen içli dışlı,sonuna kadar aşka bulanmış, dingin, duru, taze bir birliktelik istiyorum.o ne demiş bu ne demiş, o şöyle düşünür bu böyle düşünürleri bi kenara bırakarak yaşayalım istiyorum. bahsettiğim şeyler çok uçuk şeyler değil. sen bana bırak kendini, ben de sana.. söylediklerimizden art niyet aramadan yaşayalım.
neyse burası soğuk olmaya  başladı. saat de 6 oldu. şu an sana bunları yazdığım 1 saatlik zaman dilimi içinde hayatta olduğum için mutluyum. seni sevdiğim için mutluyum.
ve sana cennetten başka verecek bir şeyim yok ruhumu gördüğünde..

26 Temmuz 2012 Perşembe

bir böcek yerdeki eski kilimin kıvrılmış olup da yarattığı kuyuya göz ucuyla baktı.
sanıyordum ki biraz serinlemek için oraya girecek.
karanlıktan korkmuş olacak ki hızla yürümeye devam etti. 
köşede gölgelik bi alan vardı.
koca koca heykeller.
devasa bir mezar taşı.
ve bütün bunların gölgesinde görünmez yaratıklar
böcek şöyle bir bakındı buraya da.
tanıdık birini göremedi.
yalnızlıktan korkmuş olacak ki hızla yürümeye devam etti.
belki de aradığı bir çıkıştı sadece.
yanına gidip yardımcı olmak istedim.
çünkü ben buydum.
ama o yoktu.

10 Temmuz 2012 Salı

top dünya



herşey olmaya ya da herşeye sahip olmaya çalışıyoruz ya diyorum ki keşke hiç olmayı denesek..

egosuz olup, herşeyi ben yaparım, herşeyi ben alırım hissiyatından kurtulabilsek..hiç olsak yahu.. nefes almak çünkü en büyük ihtiyacımız... onu alsak, canımızı kurtarsak sadece felaketlerde.. eşyalara bağımlı olamayacak kadar hiç olsak işte.. hiç bişeye sahip olmaya çalışmasak..hiçbir statüye gelmeye çalışmasak, sadece takılsak.. yeşilin keyfini sürsek..mavinin serinliğini hissetsek filan.. şimdi bunun üzerine "ama o zaman da şöle olurdu böle olurdu" diyebilecek bi ton insan tanıyorum. ulan bi rahatlık bi huzurluk ya! hep bişeyler olmaya çalıştık, çünkü herkes böyle yaşamış böyle görmüştü.. bi de hiçkimsenin hiçbişey dayatmadığı dünya olsaydı...çok saçma belki ama düşünmesinden bile zevk duyuyorum.öyle bi yerde yaşam sürdürdüğümü düşünüp mutlu oluyorum.. şimdi dağılın.

3 Temmuz 2012 Salı

düellog

kafam iyi.gitsem iyi olacak sanırım.
kontrollü bir geceyi tercih ediyosun?
hayır aslında kontrollü bir yaşamı seçiyorum, bu senin kontrollü yalnızlığına benziyor.
hala bana bişiler yazman sence de garip diil mi damla
haklısın, çelişiyorum herhalde, ama sen orda pencerenin önündeki çiçek gibisin,yalnızlığımda dokunup konuştuğum..ve bu bana iyi geliyor.
demin bahsettiğin kontrollü yaşama noldu o zaman?.şu an bile gecenin bi vakti aslında seninle geleyim der gibisin farkında diil misin?
hayır tabiki evime gidicem.saçmalıyosun!
cümledeki ünlem bile herşeyin farkında oysa.
of tamam, yarın görüşürüz iyi geceler.
sana da.


19 Haziran 2012 Salı

oda nesi..
















bugün design bloglarının altını üstüne getirdim. malum evlilik halleri yaklaşıyor. kafada bişiler oluşsun filan hesabı.. ben çok yanlış bi yerde çok yanlış bişiler okumuşum. lanet olsun sizin eğitim sisteminize.. neyse bu cici evleri, zımbırtıları sizinle paylaşıp hayaller alemine dalalım dedim efenim..iyi seyirler:)

31 Mayıs 2012 Perşembe

koltuk

yalnızlık hissini bastıracak bi ilaç yok mudur doktor?
kimyasalların vücuttaki hakimiyetine başkaldırmaya dahi takatim yok. bana bi ilaç yaz ve unutamadıklarımı canlı tutsun bari. çok yalnızım. sizin hiç yalnız hissettiğiniz olmaz mı doktor..bununla nasıl başa çıkıyosunuz? damarlarımdaki yalnızlığa bi son verin lütfen.
televizyon izlemiyorum. çok kitap okuduğumda söylenemez bu aralar. arkadaş mı? o da yok. insan kendiyle anlaşamazken başkalarıyla anlaşması mümkün müdür?
hayır ağrı kesicilerden başka ilaç kullanmıyorum..iyi de bunun konumuzla alakası ne. sana para veriyorum, benim yalnızlığımı hafızamdan silme ihtimalin olduğu için.sanırım sen de bunu başaramayacaksın.diğerleri gibisin. sonuçta hepinize aynı şey öğretiliyor. bi ton bilimsel zırvalıkla sizin kafanız benimkinden güzel oluyo. bana bi an önce bi ilaç yazmazsan, bir daha gelmicem. zaten koltuk da hiç rahat diil.  ve kimseye anlatmadığım şeyleri sana anlatmamı bekliyorsun. sahi insanlar bunu mu yapıyo.. yani gelip sana  hayatındaki en önemli en özel şeyleri anlatıp rahatlıyolar hee.. gider bi taksiciye anlatırım, hiç diilse bi daha beni görmez, bi de üzerine geniş hayat bilgilerinden faydalanırım. teypte cengiz kurtoğlu çalar. senin burda çaldığından bi bok anlamıyorum zaten. ve beni rahatlatmaktan ziyade daha da geriyo. kalabalık istiyorum lannnn. sessizlik bi an bile olmasın.
sen hiç çocukluk arkadaşını kaybettin mi doktor? o zaman bana zırvalamıcaksın burda. benimle aynı dili konuşma yetin bile yok. nasıl bişey olduğunu bilemezsin. inanmadığın bişeye inanıp benim ömrümden ona ver diye hiç olmayan bişeye yalvarmak nedir bilemezsin. sen hiç bu kadar arabesk olamazsın. çünkü sen henüz kaybetmedin çocukluğunu. onun yüzünü hatırladığında ağlayasın gelir hatta ağlarsın da lan! gamzelerini düşünürsün. ne güzel gülerdi dersin içinden, bazen sesli bi şekilde. bazen seni gördüğüne inanırsın. biraz konuşursun onunla. ve bu aradan yıllar da geçse değişmez. bana bunları unutturabilecek misin.
ne işim var lan benim burda.
ben deli değilim ki.
deli olan sensin.
bütün gün burda başkalarına yardım ediyomuşçuluk oynayıp cüzdanını dolduruyosun.
hadi eyvallah..

29 Mayıs 2012 Salı

Lykke Li - Until We Bleed

odadaki bütün eşyaları bi uçurumun dibine kadar sürükleye sürükleye getirip, tekmeyi basıp atasım var.
sanki bunu yaptığımda rahatlayacakmışım gibi gibi.
onca kıyafet, onca ıvır zıvır, onca ayakkabı, hatta kitaplarımı bile.. 7 parça kıyafetim olsa döndüre döndüre onları giysem mesela. aslında çok sade olmayı isteyen bi insan olup, eskilere de bi şekilde bağlılığımdan dolayı sade olmayı bile başaramadığım için biraz da kızıyorum kendime. söyleniyorum. hatta arada ağır ve kimsenin benden duymayı beklemediği küfürler de ediyorum:) bağımlı bi kişiyim. aslında öyle olmadığım zamanlar da var. öyle hissetmediğim yani. sanrıım hayatımda biri olduğunda fazlaca kafese sokuyorum kendimi. sonra o kafese beni başkası sokmuş gibi triplere giriyorum. iyi bi insanım ama bu da yetmiyo bana. daha çok okumalıyım. daha çok izlemeliyim, daha çok dil bilmeliyim gibi gibi.. kendime yetmiyorum. bi çok şeyi yapmak isteyip hiç bişeyi tam yapamayanlardanım.çocukluğumdan beri böyleyim. ve böyle olduğumu bildiğim halde, yine de hırs yapıp bi şeye yoğunlaşamıyorum. ulan niye yaşıyorum ben? kendimden memnun olmadığım halde kendimi sürdürüyorum, süründürüyorum da kısmen. neyse bugünlük iç döküşüm bu kadar olsun. fazla eleştiri de ağır gelebilir, kaldıramayabilirim. cehennemin dibine kadar yolu olan bi insanım, çünkü cennetteki ballı şelaleleri,hatunları, yakışıklı adamları sahici bulmuyorum.sahte bir reklamdan başka bişey değiller gibi geliyor.. cehennemdeki ateş bana daha gerçekçi görünüyo. evet oraya gitmeliyim öyleyse. hadi bana ii yolculuklar dile...say something..
-siktir git damla!

2 Mayıs 2012 Çarşamba

biri var ki içime işliyor yalnızlığı.
tüm renklerin içinden geçmiş biri yine de yalnız kalabilir mi? renksizliği seçebilir mi?
 yoksa bu gördüğüm benim yalnızlığım mı?
 bi cevap veremiyorsun işte. cevabını verebildiğin şeyleri de zaten böyle sesli sormuyorsun.
 biri var diyorum sana. geceleri soğuk biri.
 gündüzleri bir çocuğun resim defterinin sol köşesine iliştirdiği güneş kadar sıcak biri. öyle biri işte.. sıradanlaşmaya çalışıp bir türlü beceremeyen biri.
bir insanın yalnızlığı bu kadar çökebilir mi bir başka insanın içine. ..susuyorsun di mi?
 sen de bir türlü konuşamadığın için yalnız değil misin zaten. biri var diyorsun, ama bak isim bile veremeyecek kadar korkak yaşıyorsun.
  kum saati gibisiniz. zaman tanecikleri bir senin tarafına dökülüyor, bir onun tarafına ama asla aynı tarafta olamıyorsunuz.
 sus!!!!!!!!! kapat o lanet olası çeneni!!!
 evet zaman geliyor ki, başını omzuma yaslasın istiyorum elini tutup sımsıkı, bak benim de yalnızlığım seninle demek istiyorum. .. bunları şu anda söylemen çok acı, bunları şu anda söylemen çok geç..
artık onda zerre kadar sen yok.
artık onda zerre kadar o yok.
artık onda yokluğun kadar varsın.
 idare et.. ya da siktir et..