tıngırdasın

Loading...

hell*o

bişilerkaralamakbelkidebişileraklamakiçinburadayımbenhoşgeldimsizdehoşgeldiysenizbuyrunhoşgelmediysenizdağılınhüleynneişinizvarburda

21 Aralık 2009 Pazartesi

sen ve ben hiçbir yere ait olan, asla birbirimize rastlamayan,

gdo

tanrının pazar çantasındaki genetiği değiştirilmiş organizmalarız..

18 Aralık 2009 Cuma

içimden çıkan ayrıkotları..

tanrı birimizi diğerimiz için yarattı...başından beri bunların bir kurmaca olduğunu biliyodum..god's super system..fuck the system:)
eflatun demiş ki, bir insanın akıllı olmasına diyecek birşeyimiz yok, yeter ki aklını başkalarına kabul ettirmeye çalışmasın..

11 Aralık 2009 Cuma

1. dünya ağıdı

dünyayı ağırlaştırdık..çoğaldıkça çoğaldık..çoğalttık savaşları, açlığı, kibiri..çoğalttık dolaplarımızdaki bez parçalarını ve onlara verilen pahalı isimleri...kimimiz kendi icadımız olan ahlak anlayışını abarttı altında ezildi..kimimiz yarışmalara çıktı bikaç dakika boy gösterdi,kimimiz de podyuma çıktı don gösterdi..yarattıklarımız bizi yaratan şeyler haline geldiler..kimliğimizi çaldırdık..hayata gelmiştik ama çok büyüttük..psikolojik bir savaş açtı tanrı oldurduğu bizlere..şimdi biz de onun bize öğrettiğini yapıyoruz farklı ülkelere..dünyayı ağırlaştırdık..uçaktaki ağırlıkları atmak zorunda kalmış gibi panikle atıyoruz birilerini kara deliğe..kalıplara giren şekillerinde özgür olamayan kekler gibiyiz şimdi..aynı malzemeden aynı tat ve aynı şekillerdeyiz.kalıbın dışına çıkan,patlayan, tanrının midesindeki yerini buldu çoktan..
bazı kadınlar yalnız büyür yalnız yaşar ve yalnız ölürler..isimlerini dünyaya hediye eden kadınlardır onlar..yaratıcılıklarının ve iyiliklerinin sınırı yoktur,o yüzden yalnızdırlar..

5 Aralık 2009 Cumartesi

umut etmek bir beklentidir nihayetinde..içinizde köksüz açan çiçeklerdir. ne kokusu vardır ne rengi..tam tutacakken dağılıp gidendir. illa ben üzüleceim derseniz buyrun bekleyin..
benim bana uymayan daha büyük bi parçam gibisin..yeterli mi???

kardüşü

karlı memleketlerden geçen bir trenin içinde belli belirsiz ışıklara öykü uydurmaktayım.. mesela şu evde yaşlı bir aile yaşıyor olsa gerek ve içinde bu ayki faturaların derdine düşen sakallı pijamalı bi amca oturuyor gecenin sabahla önsevişme saatlerinde.. çocuklarını düşünüyor, dua ediyor içinden.. diğer bir evde ise, bir çocuk -ama mutlaka esmer ve yaşanmışlık suratlı- uyanıyor kabusundan.donunun lastiğini yeleğinin üstüne çekmiş, irkiliyor ve camdan bakıyor kar tanelerinin o sırada evlerinin biraz uzağından geçen trenin uğultusunu ninni gibi dinleyerek tekrar uyumaya çalışıyor..o sırada babası anasını düzüyor..üzüyor..fazlasıyla eziyor..bir sümüklü bebe de karyolanın yanında dermeden çatmadan bir beşikte.
karlı memleketlerin hikayeleri, uzağın çağrıştırdıkları , yakının ayrıştırdıkları.. onlar bu karanlığın içinde salınan trendekiler kadar gerçekler..belki daha gerçek. orda bu gece yaşananları daha fazla kurcalamadan girdim uykunun koynuna..kitap düşmüş elimden,yüzüm düşmüş..bunlar düşmüş..
geçmişte yaptıklarından mu pişman olur insan, yoksa yapmadıklarından mı?

ben yapmadıklarımdan pişmanlık duyabilirim..bir şeyi kaçırmış olmaktan da diil, birşeyi isteyip isteyip kendini durdurmaktan..bazen bir mutluluk için başka bir mutluluğu ıskalayabiliyorsunuz..bir mutluluk alana bir mutluluk daha verecek kadar eli bol değil..mutluluğun yanında zorunlu olarak verdiği şey ise acı..hayır ben acıyı napıyım deyip , kendimiz mutluyken bi başkasına veriyoruz eşantiyon acıyı..kim ne yapsın acıyı..bunları bilmesek bunlar ezberletilerek oluşmasak bu kavramlar da olmasa yaşanmıyor mu olacaktı..?

kendinize soru soramıyorsanız pişman olacağınız şeyler de azalıyor olsa gerek..insanın kendisiyle fikir alışverişinde olması, kendisiyle bir sırrını paylaşması, yaşamına dair sorular soruyo olması bence o hayatı hayat yapan şeylerdendir..insanın kendinden haberi olmalı..insanın zincirleri değil kanatları olmalı..evrendeki herşeyi ipucu olarak bırakıp gitmiş oyunsever bir tanrım var..oynuyoruz işte tam da istediin gibi..

3 Aralık 2009 Perşembe

yatağın bir ucunda oturuyosun..
kirlenmiş bir çarşafı kaç kere daha kirletebiliriz birlikte..
bir ucunda yatağın benden arta kalanlar...akbabalar gibi bekleyen bir gece..
saatlerin geçmek bilmemesine sevinirdik bi zamanlar..
şimdi başka günahların sularında boğulmaya can atıyorum..
çarşafı ters çevirip devam ediyoruz kirletmeye..
soyumuz tükenene kadar canımız yanıyor..
ağlarken duymuyorsun, duymuyor ay nefesimi..
temiz bir yerim kalmayana kadar tüketiyorsun..
gece, kalan kemiklerimi yiyor..terimi tüyleriyle kuruluyor..

bu kulenin dışında beni bekleyen yok..
saçlarımı salsam olabildiince kızılken ay gibi,
ama yok...orada benim kahramanım yok..
çok uzakta..varlığının bir kurtuluşa sebep olacağını bile bilmeyen emekli bir prens.

yok.

yokluğumu bulduğumda ismimi fısıldayacak..yok.
sevmeyi silmişken tarih, benimle sadece tenimin kokusunu içine çekip uyuyacak yok<<<
aşk oyunu buna derler güzelim seçmelisin birini....................

2 Aralık 2009 Çarşamba

iç dökümü..

yazmak isteyip yazamadıım,
yazıp sildiğim ne varsa hepsi sensin..arada bir üstü tamamen kapalı yazmaya çalıştıklarımsın..açığa çıkarmaya korktuum bi duygum gibisin.çok çetrefilli yolumsun.ne yapsam bilmiyorum yani bu ellerine ayaklarına taş bağlayıp denize attıım duygularımı kurtarmadan yaşayabilirmiyim..bir zaman boşluğunda seni yakalayıp öpmez miyim en ince sesinden..aslında bu kadar korkak olan ben değilim ancak korkutuyor beni başka bir cümleye ölesiye bağlanan bir virgül olman...gel de bitsin sualler!


bazen, bir an bir ömür yapamadıımız şeyler için verilir bize..
(remember)

1 Aralık 2009 Salı

yol masalı..

yolculuk güzeldi..hiç bir yolculuk insanın kendisine yaptıı yolculuktan güsel olamaz..evlerin ışıkları..otogar sıkıntısı.. bacalarda kış tütsüsü..ve tüm bunlar gözlerimin önünden akarken,
şarkılar başa sarmaya başlar..tıpkı hayat gibi..
fakat sanırım başa sarmasının nedeni aslında yapmak istediklerimizi yapabilmemiz için bir fırsat oluşu..tabi biz canlılar biraz geç soluyoruz havayı..başa sardıını farketmeden aynı hikayede aynı karakter oluyoruz..dün gece de yolda damlaydım elbet..korkmuyordum..bi günah işliyodum, mutluydum,gerçektim,gerçektin...jiletle kesilmişti şimdiye kadarki filmler..yeni bir filme başlamıştım.arsızdım hoyrat ve aşk doluydum..karında kelebekler uçuşur mu bilmem ama uçtuumu hissettiğimi hatırlıyorum..içimden bir damla uçuşa geçiyordu..sabaha karşı gökyüzüne en yakın yerde oturup içkimi yudumlamıyordum ama sarhoştum..ayılamadım..gerçeğin soğuk suyunu yüzüme vurma...

aş(k)

çok iyi bir aş(k)çıyım..lakin mutfakta yalnızım..kalbimi marine edip, onu tadacak birinin gelmesini ve "ben aslında.." diye başladıı sözü, yıllarca beklemiş olmanın sabırsızlığıyla bitirmesine fırsat vermeden kalbimi ellerine teslim etmeyi bekliyorum..



bazen kalbimin tadına baktıımda ben bile kendime aşık oluyorum..;)

22 Eylül 2009 Salı

buz gibi bi gecede japon eriginin altinda 2 adam gitar caliyordu.biri söylüyordu enfes sesiyle.gitarin sesi yapraklarin arasinda dolasip saclarimin tellerine tutunmuslardi.ben gitar teli degildim.ölesiye senindim.

19 Eylül 2009 Cumartesi

yollarımız kesişmeli..

başka bir hayata daha gelirsek aynı ruhla bu sefer seni kaçırmıcam..:)rüyalarıma musallat olduun gibi musallat ol bana ve beni şimdiki hayatımızdan hatırla!!!lütfen sakın unutma....(bir rüyaya inanmaktayım tanrım bu çok tehlikeli)

13 Eylül 2009 Pazar

kırt..

sözcüklerini savurma bebeğim..bazen o kadar susuyorsun ki kana kana bağırmak isterken savurduğun harfleri tutamıyorsun.. bir doyumluk cümle kuramıyorsun. sessizlik dudaklarını ısırıyor, kanatıyor kanatlanıp yüzemiyorsun.
salçala bebeğim salçala!

12 Eylül 2009 Cumartesi

the AYNA

Yıllardır bakılmamış bir aynada tamamen bakir (bir o kadar da baki) bir yaşam sürüyordu. Aynaya kendini hapsederken dışarıda bıraktığı tek şey onun ilahi güzelliğiydi. O güneşi kıskandıran dikdörtgen celladın parlaklığı karşısında, kendi parlak bedenlerini izlediklerini sanan bütün kadınlar yavaşça celladın karanlık yüzüne çekilmeye başladıklarından haberdar bile olamadılar. Ayna, olanı değil olmayanı göstermek içindi oysa.Kendi ruhunun bir hediye paketi gibi yine kendine sunulup, özenle açılabilmesiydi. Güzellik sırlarıyla kandırılan kadınlar hep yanıldılar onun gibi.. güzellik sır olmaktan çıkmıştı anlatılan reçetelerle.Sır olarak kalsaydı herşey daha güzel olabilirdi. O, aynanın içindeki celladın varlığını hapsolduktan sonra farketmişti.
yüzünü unutmanın verdiği dipsiz acı onu bir antika dükkanından çıkarmaya yetecek miydi?
gözyaşlarının yanaklarında çizdiği yolu takip ederek çıkmayı başarabilecek miydi?
Bunu düşünmek 1 ayna yılı kadar vaktini aldı.yüzü gitgide siliniyordu..kurtarılmayı bekleyen bir prensesti peri masallarında..aynanın sesi olmuştu zamanla silinen dudaklarıyla..

30 Ağustos 2009 Pazar

ölümle mukavele

sen beni daha görmedin..daha tanışmadık bile seninle.ama ben seni tanıyorum çook uzaktan.ve bi gün karşılaşacağımızı da biliyorum. geliceksin ve beni alıcasın olduğum yerden.elimden tutup bambaşka bir yere götüreceksin.orayı sever miyim bilmiyorum..daha öncekiler sevdi mi onu da bilmiyorum.ama orda yalnız bırakmıcaksın beni.belki uyuyacaksın benimle soğuk ellerinle saçlarıma dokunacaksın.yerçekiminin olmadığı bi yerde savrulmamı engelleyecek, acıktığım yerlerde yüzdüreceksin beni bir kasenin içinde belki brokolilerle..en sevdiğim yaşta en sevdiğim fotoğrafta gezinicem seninle..sevdiğim kim varsa tanıştıracaksın beni, belki kurt cobain belki johnny cashle..belki bi audrey hepburn filmine götüreceksin.kim bilir belki de sadece sarılıp huzur bulmamı sağlayacaksın,korkularımdan arındıracaksın..ama şimdi sen beni tanımıyosun.ben de henüz sana aşık diilim..çünkü hayat daha karmaşık senden.ben şuan hayata aşığım..onun ellerinden tutup onunla çözmeye çalışıyorum bu sonsuz bilinmeyenli denklemi.o kaçtıkça ben kovalıyorum ama yine de ona aşığım ben.ölüm sen en iyisi mi beni unut..ben çoook sonra zaten gelirim sana..

11 Ağustos 2009 Salı

sıradan bi gece

bir geceye daha gözlerimi açtım..sözlerimi kapadım.toprak kadar susadım.hava kadar kurudum.ay kadar yalnızdım.yazdım. her kelimede susuzluğumu giderdim. yatağıma geri döndüm ve çıplak ayaklarım yordamıyla gölgelik yer aradım çarşafta.en serin yere yatırdım parmaklarımı..karanlıkla öpüştüm..boşluğa baktım.müzik dinlerken ağlayabilmek istedim yapmadım tabi..duygularımı cımbızla alıyorum.yenileri daha sert ve daha köklü gelse de bunun böle sürmesine aldırmıyorum.ufaktan ufaktan gözlerim iç dünyaya kayıp gitmek istediklerini sölüyolar."biraz daha bekleyin daha yanımda kalıp, beni uyutmasını istediğim adamı çizicem" diyorum.adamın ellerini çizmiyorum. sadece baksın, şarkı söylesin ve nefes olsun saçlarımın arasında..dokunabilirse gerçek kadar canımı yakar diye korkuyorum çünkü..bir şarkı armağan ediyor rüyalarıma..ellerinin olmadığı boşlukta saçlarım kıpırdıyor..bir gündüze uyuyorum.di'li geçmiş zamandan yor'lu şimdiki zamana geçerken büyüyorum.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

kritik

5 yıl buralarda yoktum.geçmişe dönüp bakmayı çok sevmesem de bakıcam şimdi.5 yıl önce resim yapardım(güzel sayılabilirlerdi),şiir öykü vs.. yazardım(onlar da güzellerdi), müzik dinlerdim çok fazla.bunlar bana çok şey katarlardı.5 yıl baküde sovyetlerden keşke de ayrılmasa imiş bi ülkede okudum..dili, parası, kültürü, havası, suyu farklı bi ülkede.. o kadar hayatın hengamesine katılmış ve bir süre sürüklenmişim ki ben sürüklenirken cebimdeki meziyetler de düşmüş yere..bir daha yerine koyamamışım..sivrilmemek adına kütleşmiş, açılmamak adına daralmış kalmışım.beni ben yapan şey yazmaktı çizmekti kalmamışım..ve beni bende bulmak zorlaşmaya başlamış..ancak hayatta ve ona rağmen ayakta kalmak nasılmış kavramışım.sevinç azaldıkça güçlü olmayı öğretecek keyfiyetler çoğalmış.susuz ve 5 kuruşsuz kalıp evdeki soğanı kavurup afiyetle yemişim.hayatta elimize birşeyler verilirken hepsi sığmıyor, birşeyler mutlaka dökülüyor..işte ben de elimden düşenleri bir bir toplamak peşindeyim..önce huzur(zaten huzursuz olduğum yerlerde kalmamak gibi bi lüksü kendim için hep saklamışımdır)...........

30 Temmuz 2009 Perşembe

olmayan ülkede kurduğum şehir

bazen gidiyorum oraya.orda herkesin anlatacak bi hikayesi var.benim bile..bile diyorum cünkü cennetim dedigim kücük kasabamda insanlarla iletişim kurmakta derinden sohbet etmekte zorlaniyorum.içimden konuşuyorum çoğu zaman.içimden dediğim yer de işte benim olmayan ülkemde kurdugum krallik..orda hissettiğini yaşar halkım. Peki biz ne zamandan beri rüzgari iliklerimize kadar hissedebilme mükafatından mahrum ettik kendimizi? Tüm bunlar olurken ben neredeydim? Nerede kaldi benim gece vakti kumsalda suyu hissetmenin neşesiyle, aya ulaşamamanin hüznüyle koşuşturan damlalarim?

27 Temmuz 2009 Pazartesi

gece iskelesi..

Yalniz iskelelere kar$ì bira içmekteyim..ve hergün ayni insani rüyamda görmekten dolayi huzursuzluk duyacak kadar huzurluyum.sevmeye doyamamak icin yasayan minik bir damlayim yasamda.nazdarovya!